<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521</id><updated>2012-02-11T16:54:54.160+02:00</updated><category term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Gezi Yazılarım</title><subtitle type='html'>Herkese selam, 
&lt;br&gt;internet günlüğümde, taşına toprağına kurban olunası güzel ülkemizden ve dünyadan da gördüğümüz yerlerle ilgili yazılar bulacaksın. &lt;br&gt; Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için yeni web siteme 
&lt;u&gt;WWW.GEZIYAZILARI.NET&lt;/u&gt; bakabilirsin. 

&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu sitedeki tüm yazılar ve fotoğraflar aksini belirtmediğim sürece bana aittir. 

&lt;br&gt;&lt;br&gt;Derya Çölaşan</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>62</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-4688235178043557327</id><published>2008-07-04T19:26:00.009+02:00</published><updated>2008-07-04T20:12:15.012+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Nihayet Bursa Zamanı!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Uzun zamandır görmek istediğimiz Bursa’ya gitmek için bir Pazar sabahı İstanbul’dan 07.00’deki otobüse bindik, 3 saatlik bir yolculukla Bursa terminaline vardık. Otobüs terminali, aynı zamanda pek çok markanın ve renk renk tabelaların olduğu kestane şekeri satış yeri diyebileceğimiz bir yer. Terminal çıkışında belediye otobüsleri kalkıyor şehir merkezine. Bunlardan birine binip Ulu Cami merkeze gittik. Hedefimiz öncelikle Uludağ eteklerine kurulan Cumalıkızık’a gidip kahvaltı yapmak ve köyü gezmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda adını köyde çekilen dizileriyle daha çok duymaya başladığımız aslında 700 yıllık bir Osmanlı köyü Cumalıkızık. Kızık köyleri içinde en çok tanınanı, yerli-yabancı en çok turist çekeni. Bursa şehir merkezinden 90 dakikada bir kalkan 22A otobüsüyle ulaşılabiliyor. Cumalıkızık’ta otobüsten inilen son durak, köyün de başlangıcı. Köyün başında köy ürünlerinin satıldığı tezgahlar sıralanıyor. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTMmlzaI/AAAAAAAAAes/bLbYB1yKiDk/s1600-h/cumalikizik1.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTMmlzaI/AAAAAAAAAes/bLbYB1yKiDk/s320/cumalikizik1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216000597478818" /&gt;&lt;/a&gt; Arkalarında ise yine köylülerin bahçelerine masalar atarak köy kahvaltısı sundukları evleri uzanıyor. Boş masası olan bir tanesine gidip oturuyoruz hemen. Hemen hemen bir çok köyde olduğu gibi yerel halkın işletmeciliğe soyunduğu yerlerde doğallık arıyorsanız buluyorsunuz ama konfor ve hız arıyorsanız pek bulamıyorsunuz. Bize sıranın gelmesini beklerken zamanımız kısıtlı olduğundan bu süre uzadıkça biraz canım sıkılsa da keyifli bir kahvaltının da gezinin bir parçası olduğuna ikna ettim kendi kendimi. Nihayet, evde yapılmış köy ürünleri, tereyağında yumurta ve çok güzel haşhaşlı-cevizli ekmekle (dışarıda satılıyor, dönerken mutlaka almalıyım!) güzel bir kahvaltı sonrası köyde yürüyüşe çıktık.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfx9n8I/AAAAAAAAAe0/Vg2WDt22l3A/s1600-h/cumalikizik2.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfx9n8I/AAAAAAAAAe0/Vg2WDt22l3A/s320/cumalikizik2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216005745450946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parke taşlı daracık yollarda iki-üç katlı sarı, beyaz, mavi, mor boyalı cumbalı evleri izleyerek köyün tepelerine doğru çıktık. Evlerin bazıları restorasyon görmüş ve kurtarılmış, bazılarıysa oldukça kötü durumda. Girişteki yerler dışında köyün üstlerinde de bahçe içinde oturulabilecek yerler var hepsi de tıklım tıklım dolu.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfMOi9I/AAAAAAAAAe8/QUtwfXpln-c/s1600-h/cumalikizik5.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTfMOi9I/AAAAAAAAAe8/QUtwfXpln-c/s320/cumalikizik5.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216005587176402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün ara sokaklara gire çıka köyü gezip farklı yoldan tekrar meydana geldiğimizde otobüsün kalkmak üzerine olduğunu görünce aceleyle iki ekmek alıp kendimizi otobüse attık. Otobüs diğer kızık köylerinden hemen yandaki Hamamlıkızık içinde bir tur atıp tekrar şehir yoluna girdi. Gördüğüm kadarıyla diğer kızık köyleri geleneksel evlere fazlaca sahip değil. Sanırım bundan dolayı da içlerinde en ünlüsü Cumalıkızık. Köy dönüşü otobüsten yine Ulu Cami civarında inince şehri gezmeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balibey Hanı: Eski bir yapının restorasyon görmesinden sonra kültür merkezi olarak açılmış. Kubbeli küçük küçük odaların her birinde hat, ebru, çini, rölyef, tezhip, resim gibi eski el sanatlarından biriyle ilgili eserler sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balibey Hanı’ndan çıkıp Atatürk Caddesi boyunca yürürken Ulu Cami onun yanında Koza Han, eski belediye binası ve aynı caddeden heykele doğru yürüyünce Bursa Kent Müzesi’ne gidiliyor. İpekböcekçiliğinin merkezi Bursa’da Koza Han’da yan yana sıralı dükkanlarda ipekli ürünler vitrinleri süslüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanlara kadar koza pazarlarının kurulduğu han, günümüzde ipekçilikle uğraşan esnafın yer aldığı bir han olarak kullanılmakta. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTld6xII/AAAAAAAAAfE/UIL9kmGYiGU/s1600-h/kozahan2.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTld6xII/AAAAAAAAAfE/UIL9kmGYiGU/s320/kozahan2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216007271990402" /&gt;&lt;/a&gt;İpek alışveriş mekanı olmakla birlikte kocaman çınarların altında çay-kahve içerek tarihi dokunun da tadına varılabilecek bir yer. Koza Han’dan çıkıp eski belediye binasının yanında bir ağaç altında hem serinleyip hem dinlenirken binayı inceliyoruz.Tarihi Belediye Binası, Atatürk’ün vefatından önce Bursa’da katıldığı son baloda valsi yarıda kesip orkestraya “sarı zeybek” dediği ve o muhteşem zeybek oyunu oynadığı yer… &lt;br /&gt;Hatta yakın zamanda Sümer Ezgü’nün Atatürk’ü canlandırdığı ve manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de yer aldığı bir mini belgesel çekilmiş bu binada.&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hT0O9htI/AAAAAAAAAfM/dkWrgj75sGI/s1600-h/belediye1.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hT0O9htI/AAAAAAAAAfM/dkWrgj75sGI/s320/belediye1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219216011235788498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediye Binası bugün, Bursa’da “kentlilik bilinci” projesini hayata geçiren gönüllü vatandaşların oluşturduğu birimlerle çalışmalarını sürdüren Yerel Gündem 21 Evi olarak kullanılıyor. O ağacın altında otururken bundan haberimiz olmadığından içini dolaşmadığımız için sonradan pişman olduğum yer. Belki bir dahaki sefere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddeden yürüyerek Kent Müzesi’ne gittik. Atatürk heykelinin arkasındaki meydanda yer alan bu müze, çok fazla emek verilmiş, harika bir müze. Açıkçası içeri girerken böyle güzel bir müze olacağını düşünmemiştim. Aklınızda “müze gezmek sıkıcıdır” gibi bir önyargı varsa bunu tamamen yıkacak güzellikte bir müze. 3 katlı müzenin giriş katında (Uygarlıklar Kenti Bursa) geçmişten günümüze Bursa’nın tarihi canlandırmalarla anlatılıyor. Bursa’da ilk ayak izlerinden başlayıp Osmanlı padişahlarının balmumu heykelleriyle o dönemi canlandırıp Kurtuluş Savaşı’nın bitmesine kadarki tarihsel olaylar yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından Çağdaş Bursa bölümünde Cumhuriyet döneminden başlayarak gelişen çağdaş bir kente dönüşen Bursa’nın hikayesi günümüze kadar uzanıyor. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jjhCEGMI/AAAAAAAAAfU/vodRxQ_Gmlc/s1600-h/kentmuzesi3.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jjhCEGMI/AAAAAAAAAfU/vodRxQ_Gmlc/s320/kentmuzesi3.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219218479982581954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üst katta, Yaşam ve Kültürüyle Bursa bölümünde Bursa’da doğmak, büyümek, yaşamakla (kız isteme, evlilik hazırlıkları vb konular) ilgili bilgiler görsellerle zenginleştirilmiş. Ayrıca Bursa’da yemek ve eğlence kültürü, sağlık, hamamlar, medreseden okula, kültürel mekanlar, Karagöz-Hacivat, geleneksel sporlar ve turizm gibi konularda yer almakta. En alt katta, Üreten Bursa bölümünde Bursa’da el sanatları çarşısı oda oda yapılan canlandırmalarla tanıtılıyor. Arabacı, nalbant, semerci, yemenici, bakırcı, kalaycı, tenekeci, marangoz, sepetçi, çinici, bıçakçı, şekerci, kebapçı gibi birçok mesleğin kullandıkları aletleriyle birlikte canlandırmaları yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu müze, European Museum Forum’un Mayıs 2006’da Lizbon’da düzenlediği ödül töreninde, Avrupa’nın ödüllü müzeleri arasına girmiş. Gerçekten Bursa’yı yakından tanımak için, gezmesi çok keyifli bir müze olmuş, çok beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzeden çıkınca şehri tepeden görmek için teleferiğe gitmeye karar veriyoruz. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jj1rvdgI/AAAAAAAAAfc/6n6ags27q2M/s1600-h/bursateleferik1.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5jj1rvdgI/AAAAAAAAAfc/6n6ags27q2M/s320/bursateleferik1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219218485526099458" /&gt;&lt;/a&gt;Yarım saat kadar kuyrukta bekleyip 25-30 kişinin sıkışık tepişik bindiği vagon tipi teleferikle yaklaşık 1800 metre yukarı çıkıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-6 dakika süren teleferik yolculuğu çok zevkli. Ama o kadar sırada bekleyince dönerken de beklemeyi göze alamayınca tepede oyalanmadan aynı vagonla döndük. Oradan da setbaşına gidip Yeşil Türbe’ye gittik ancak tadilatta idi. Civardaki kafelerde bir yorgunluk kahvesi içip terminale gitmek üzere tekrar merkeze döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık, keyifli, tarihi aynı zamanda modern Bursa, gezilmesi gereken çok güzel bir şehrimiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla fotoğraf için: &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/bursa.html"&gt;www.geziyazilari.net&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-4688235178043557327?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/4688235178043557327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=4688235178043557327&amp;isPopup=true' title='63 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4688235178043557327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4688235178043557327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2008/07/nihayet-bursa-zaman.html' title='Nihayet Bursa Zamanı!'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/SG5hTMmlzaI/AAAAAAAAAes/bLbYB1yKiDk/s72-c/cumalikizik1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>63</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-7930925021798096841</id><published>2007-11-30T12:34:00.000+02:00</published><updated>2008-07-04T20:11:20.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ekim'de Bozcaada...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Kalabalık bir feribot kuyruğu ve yarım saatlik yolculuk sonunda uzun zamandır görmek istediğim Çanakkale’nin bir ilçesi olan Bozcaada’ya yaklaşıyoruz. Neden adı Bozcaada diye hiç düşünmeye gerek kalmadığını, feribotla yaklaşırken tepelerin görüntüsünden anlıyoruz. İskeleye yanaşırken önce sert bir rüzgar arkasından Bozcaada Kalesi karşılıyor bizi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nuhdG0vI/AAAAAAAAAec/f5g_Y4wtris/s1600-R/bozcaada1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580486293476082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nuhdG0vI/AAAAAAAAAec/oEJVNogRTnM/s400/bozcaada1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nuhdG0uI/AAAAAAAAAeU/_1fynP5kllw/s1600-R/bozcaada2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580486293476066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Bozcaada" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nuhdG0uI/AAAAAAAAAeU/InJDFAd7pBw/s400/bozcaada2.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Ama önce araçla adanın tepesine rüzgar türbinlerine doğru gidiyoruz. Ülkemizin 3.rüzgar enerji santrali olan Bozcaada türbinleri, bütün ihtişamıyla dönerek elektrik üretmeye 2000 yılında başlamış.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmxdG0tI/AAAAAAAAAeM/c7ksJC3_kys/s1600-R/bozcaada3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580353149489874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmxdG0tI/AAAAAAAAAeM/eme4ZTOwn58/s400/bozcaada3.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Bir rüzgar türbini adanın tüm elektrik ihtiyacını üretebiliyormuş. Ada ihtiyacının fazlası da deniz altından karaya ulaştırılıyormuş. Bozcaada gibi her daim rüzgarı bulunan yerlerde bu türbinlerin kullanılması aynı zamanda doğaya da destek. Rüzgarla çalışıyor ve doğaya zarar vermiyor.&lt;br /&gt;Türbinlerin fotoğrafını çektikten sonra, kumuyla deniziyle meşhur Ayazma Plajı’na gidiyoruz. Haziran-Eylül ayları arası bolca ziyaretçisi bulunan bu plaj, normal olarak bu mevsimde çok sakindi. &lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmxdG0sI/AAAAAAAAAeE/UH1ygDdiJtw/s1600-R/bozcaada4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580353149489858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmxdG0sI/AAAAAAAAAeE/7LRewk68SG8/s400/bozcaada4.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;İncecik kumlara basıp berrak denize bakmakla yetindik biz. Pek büyük olmayan bu plajın arka tarafında yeşillikler içinde yan yana restoranlar sıralanıyor. Mevsim itibarıyla mıdır nedir bilmiyorum ama incecik kumları ve berrak denizi olmasına rağmen beni pek etkilemedi bu plaj. Yaz ayları boyunca merkezden minibüslerle plaja gelmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araçla gezmemiz gereken yerleri bitirip tekrar ada merkezine gidiyoruz ve önce kaleyi geziyoruz. Birçok şehrin kalesi vardır geçmişten kalan ama günümüze bu kadar sağlam kalanını ben görmemiştim. Tabi bunda defalarca onarım görmesinin de etkisi vardır. İlk olarak ne zaman yapıldığı bilinmese de Fatih Sultan Mehmet döneminde kalıntıların üzerine yeniden inşa edilmiş. Daha sonra II.Mahmut döneminde yeniden elden geçen kale bugünkü durumuna gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmxdG0rI/AAAAAAAAAd8/9y9nRzAol40/s1600-R/bozcaada6.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580353149489842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmxdG0rI/AAAAAAAAAd8/IMrVOuWgn8I/s400/bozcaada6.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kalenin çevresinde dev bir hendek ve asma bir köprü var. Günümüzde sabit köprü kullanılsa da asma köprü ve içi su dolu hendekle kaleyi korumaya çalışanları gözünüzde canlandırmak mümkün. Kalenin içinde adadan çıkan mezar taşları ve tarihi eserler sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmhdG0qI/AAAAAAAAAd0/v-MXeH4j5bo/s1600-R/bozcaada8.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580348854522530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmhdG0qI/AAAAAAAAAd0/jDjqYnC-6mI/s400/bozcaada8.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kale gezisi sonrası adanın bence en çok görülmesi gereken yerlerinden biri olan Bozcaada Müzesi’ne gidiyoruz. Burası Hakan Gürüney ve eşinin tamamen kişisel çabalarıyla açılmış ve geliştirilmiş bir müze. Ada Kaymakamlığı da adanın eski taş evlerinden birini bu müzeye tahsis etmiş. Böylece ada, tarihi geçmişini gözler önüne serecek bir müzeye kavuşmuş. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Müze oda oda ayrılmış ve Hakan Bey’le eşi gelen ziyaretçilere büyük bir keyifle anlatıyorlar. Çanakkale Savaşı zamanında adayı üs olarak kullanan Fransızlara ait fotoğraflar, mektuplar, mataralar vb. sergilenen oda oldukça ilginç. Diğer odalarda da arkeolojik eserler, sikke ve haritalar yer alıyor. Ayrıca alt katta adanın eski zanaatlarını yansıtan bölümler ve aletler sergileniyor. Kunduracılık, demircilik vb. el işi mesleklere ait eşyaları görmek mümkün. Müze dolusu materyali toplayıp kendilerini gönülden bu işe adayan Gürüney ailesini tebrik edip güzel çalışmaları için teşekkür ettikten sonra adanın turizm dışında önemli bir uğraşı olan bir şarap imalathanesini geziyoruz. Karalahna, kuntra, vasilaki, çavuş adanın yerel üzüm cinslerinden. Bölgede üretilen şaraplar da daha çok bu üzümler kullanılarak yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmBdG0pI/AAAAAAAAAds/ZhUUH5-v_J8/s1600-R/bozcaada10.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138580340264587922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nmBdG0pI/AAAAAAAAAds/87VJMCFN0b4/s400/bozcaada10.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Bu kadar gezi sonrası rüzgarlı ama güneşli bir havada deniz kenarında oturup balık yemeyi hak ettik sanırım. Sahilde yan yana birçok balık lokantası var, balıklara bakıp denize karşı bir masayı gözünüze kestirmeyi unutmayın derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgar türbinleri, plajı, kalesi, müzesi, şarabı ve deniz kenarı balıklarından sonra genel olarak adaya baktığımda biraz hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim. Bozcaada biraz abartılmış, turizm şişirmesi olmuş gibi geldi bana. Belki de mevsim itibarıyla o hep bahsedilen tadı almamış olabilirim bilmiyorum. Ben yine de adanın güzelliklerini fotoğraflamayı ve anılarımda öyle hatırlamayı seçtim… &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bazı yerler vardır ilk görüşte aşık olursunuz bazı yerler vardır alıştıkça aşık olursunuz. Sanırım benim alışmam gerekiyor… &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Adaya feribot dışında ulaşım olmadığından feribot saatlerinden de bahsetmekte fayda var sanırım. Çanakkale Geyikli İskelesi’nden yaz aylarında 08.30 – 10.30 – 14.00 – 18.00 ve 21.00 saatlerinde, kış aylarında ise 10.00 – 14.00 – 18.00 saatlerinde feribot kalkıyor (Ekim'07). &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-7930925021798096841?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/7930925021798096841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=7930925021798096841&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7930925021798096841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7930925021798096841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/11/kalabalk-bir-feribot-kuyruu-ve-yarm.html' title='Ekim&apos;de Bozcaada...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/R0_nuhdG0vI/AAAAAAAAAec/oEJVNogRTnM/s72-c/bozcaada1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-4489339529112508558</id><published>2007-10-25T09:53:00.001+02:00</published><updated>2008-07-04T20:11:20.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>3000 Yıllık Tarihiyle Assos</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Batı Anadolu’da Edremit Körfezi’nin kenarında bulunan Assos, antik çağlara uzanan tarihiyle, denizi, doğasıyla sevimli bir köy. Andezit taşından yapılmış eski evler ve köy ürünlerini satmaya çalışan köylüler arasından geçerek oldukça rüzgarlı ve soğuk bir havada en tepeye kadar tırmandık.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzJ38niI/AAAAAAAAAdE/Kjj16UmLU_8/s1600-h/assos1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125179718143614498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Assos" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzJ38niI/AAAAAAAAAdE/Kjj16UmLU_8/s400/assos1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzZ38njI/AAAAAAAAAdM/1daiv40PZgo/s1600-h/assos2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125179722438581810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Assos" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzZ38njI/AAAAAAAAAdM/1daiv40PZgo/s400/assos2.JPG" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Antik çağlarda önemli bir yerleşim yeri olan Assos’ta yaklaşık 230 metre yükseklikle Athena Tapınağı bulunuyor. M.Ö.VI.yüzyılın ortalarında yapılan tapınak, tüm köye, Ege Denizi’ne ve Midilli Adası’na tepeden bakmaya devam ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzp38nkI/AAAAAAAAAdU/ioYGRtyqQgI/s1600-h/assos3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125179726733549122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Assos" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzp38nkI/AAAAAAAAAdU/ioYGRtyqQgI/s400/assos3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dikdörtgen planlı, Anadolu’daki en eski dorik tarzındaki tapınaktan günümüze birkaç sütunu kalmış. Tapınak, Agora’sı, Tiyatro’su ve diğer kalıntılarıyla Bahramkale Köyü ile iç içe zamana direnmeye çalışıyor. Bulunduğu tepe itibarıyla oldukça güzel bir havası var. Midilli Adası’nın en net göründüğü yerlerden biri olan tapınaktan tekrar köye doğru inerken minaresi olmayan güzel bir cami görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzp38nlI/AAAAAAAAAdc/z_rDHXszJw0/s1600-h/assos4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125179726733549138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Assos'tan Midilli" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzp38nlI/AAAAAAAAAdc/z_rDHXszJw0/s400/assos4.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hüdavendigar Camii’nin bir bölümü bölgedeki Bizans ve Roma döneminden kalma devşirme taşlar kullanılarak yapılmış. Assos, Behramkale ya da Behramköy adıyla da biliniyor. Köy içinden tepeye çıkan Arnavut kaldırımlı yokuş boyunca köylülerin ürünlerini sattıkları tezgahlar sıralanıyor. Gittiğimizde sabahın erken saatleri ve çok rüzgarlı olmasından dolayı tezgahlar yeni yeni açılsa da, buranın meşhur kekiğini alma şansımız oldu. Limon ve dağ kekiği kokusuyla gerçekten çok güzel. Bölgedeki evlerin bir kısmı pansiyon ve restoran olarak işletilmekte. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLz538nmI/AAAAAAAAAdk/MZsrjNQIHoA/s1600-h/assos5.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125179731028516450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLz538nmI/AAAAAAAAAdk/MZsrjNQIHoA/s400/assos5.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-4489339529112508558?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/4489339529112508558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=4489339529112508558&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4489339529112508558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4489339529112508558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/10/3000-yllk-tarihiyle-assos.html' title='3000 Yıllık Tarihiyle Assos'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RyBLzJ38niI/AAAAAAAAAdE/Kjj16UmLU_8/s72-c/assos1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3546246282529982569</id><published>2007-10-24T10:21:00.000+02:00</published><updated>2008-07-04T20:11:20.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Çanakkale Geçilmez!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Dünyaya bir kere daha tek yürek olduğumuzu, vatanımızın bir parçasını bile düşmana bırakmayacağımızı kanıtlayan, tarihimizin en şanlı zaferlerinden birini kazandığımız ve binlerce şehit verdiğimiz yer… &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;p&gt;Üzerinden doksan iki yıl geçse de asla unutamayacağımız, her göreni derinden etkileyen bir yer… Çanakkale Şehitlik… Bir tarafta ülkesini düşmandan korumak için kavurucu sıcakta ve dondurucu soğukta savaşan kahraman Türk askerlerimiz, diğer tarafta çok uzaklardan gelmiş, niye orda olduğunu bile bilmeyen askerler… Dünya tarihine en centilmen savaş olarak geçen bir savaş… Çanakkale Savaşları… &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Lapseki’den Gelibolu’ya feribotla geçtik. Gelibolu Yarımadası’nın insanın içini burkan, gözlerini yaşartan bir taraftan da Türk olduğundan gururlandıran bir havası var. Yemyeşil ağaçlar, masmavi denizi ve havasıyla öyle güzel ki Gelibolu… Bu topraklar düşmana bırakılabilir mi? Her biri ayrı bir kahraman olan askerlerimiz sayesinde bugün gururla geziyoruz bu toprakları ve her birini şükranla anıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;1.Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri kuvvetleri “Yenilmez Armada” ile 18 Mart 1915’de denizden harekâta başlamış ancak boğazı geçemeyince, 25 Nisan 1915’te yarımadaya çıkarma yapmış, böylece 8,5 ay sürecek olan kara savaşları başlamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gelibolu’da Seddülbahir, Ertuğrul, Morto, İkizkoyları, Alçıtepe, Kerevizdere, Zığındere, Arıburnu, Conkbayırı, Kocaçimen, Kanlısırt, Anafartalar ve Suvla koyları Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı alanlardır. Bugün bu bölgelerde kahramanlıkları unutmamamızı sağlayan şehitlikler bulunmaktadır. 37 Türk anıtı ve şehitliği, Fransız, İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya ait de 33 anıt ve mezarlık bulunmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffff66;"&gt;Onbaşı Seyit Anıtı&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kilitbahir yakınlarında ilk gördüğümüz Seyit Onbaşı heykeliydi. Deniz savaşı sırasında Queen Elizabeth ve Ocean zırhlılarının açtığı ateş sonucu birçok asker şehit olur, birkaç topçu eri hayatta kalır. Ateş devam ederken topun mermiyi kaldıracak olan vinci parçalanınca Seyit Onbaşı, 275 kg.lık mermiyi sırtlayarak topa yerleştirmiş ve ateşlemiştir. Ocean’ı dümeninden vurmayı başararak sürüklenerek mayınlara çarpmasını ve batmasını sağlamıştır. Daha sonra Kurtuluş Savaşı’na da katılan Seyit Onbaşı’yı anmak için mermer bir kaide üzerine 275 kg.lık bir mermiyi taşıyan bronz heykeli yerleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BKoo_2iI/AAAAAAAAAcU/Knj4Ys6tqTM/s1600-h/sehitlik1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124816183190608418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Seyit Onbaşı" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BKoo_2iI/AAAAAAAAAcU/Knj4Ys6tqTM/s400/sehitlik1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;Çanakkale Şehitleri Anıtı&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bölgedeki şehitlerin anısına Çanakkale Şehitleri Abidesi tam Gelibolu Yarımadası’nın ucunda deniz kenarına dikilmiştir (41.70 m). Anıtın çevresinde savaştan bazı bölümler kabartma olarak görselleştirilmiştir. Anıtın tam ortasında durunca tam tepede ayyıldızlı bayrağımız yer almakta. Bugün Çanakkale’ye karadan ve denizden gelirken tam uçta görünen bu anıt, Türk askerinin kahramanlıklarını hatırlatır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu yıl yeni düzenlemelerin yapıldığı ve açılışının 18 Mart 2007’de yapıldığı Şehitlik’te büyük abidenin önündeki bölümde sembolik mezarlar yapılmış ve şehitlerimizin anısına gül dikilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BV4o_2jI/AAAAAAAAAcc/cfEex7uBQ4w/s1600-h/sehitlik2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124816376464136754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BV4o_2jI/AAAAAAAAAcc/cfEex7uBQ4w/s400/sehitlik2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BV4o_2kI/AAAAAAAAAck/Z2NnKJtf-eo/s1600-h/sehitlik3.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BWIo_2lI/AAAAAAAAAcs/iraO_UW2bu4/s1600-h/sehitlik4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124816380759104082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BWIo_2lI/AAAAAAAAAcs/iraO_UW2bu4/s400/sehitlik4.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;57. Piyade Alayı Şehitliği&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kara savaşlarında siperlerin birbirine 5 m. kadar yaklaştığı, stratejik olarak çok önemli olan Anzak Koyu ile Conk Bayırı arasındaki alanda her iki taraf da çok kayıp vermiştir. Anzak (“Avustralian and New Zeland Army Corps”) askerlerinin Arıburnu cephesindeki ilerleyişini durdurup geri püskürten ancak komutan ve askerleriyle şehit olan 57.Alayın anısına burada bir anıt yapılmıştır. Anıtın üzerinde “Dünya askerlik tarihinin en kahraman birliği” yazıyor. Ordumuzda bugün onların anısına saygıdan 57.alay yoktur. 56. ve 58. alay vardır. 1993’de şehitliğin açılışı yapılmıştır. Açılışa Çanakkale Savaşları’nda gazi olan Hüseyin Dede de torunuyla katılmıştır. Dede ve torunun bronz bir heykeli bu alanın girişinde yer almaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BWoo_2nI/AAAAAAAAAc8/iBheFOCBjTY/s1600-h/sehitlik6.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124816389349038706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BWoo_2nI/AAAAAAAAAc8/iBheFOCBjTY/s400/sehitlik6.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;Conkbayırı Yazıları&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;25 Nisan’da Anzak askerleri Anzak Koyu’ndan bir çıkartma yapmaya başlamış, bu bölgede sorumluluğu üstlenen Mustafa Kemal tarafından Conkbayırı’nın güney eteklerinde durdurulmuştur. Kurşunu biten askerlere süngüleriyle savaşma emrini veren Atatürk 57.Alayı, 261 rakımlı bu tepeye doğru hücuma kaldırmıştır. Conkbayırı Yazıları ve şehitliğinin bulunduğu bu tepede düzenleme çalışmaları yapılıyordu. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;“Ben size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler başka komutanlar kaim olabilir” emri ile süngüleri takıp mevzi alan askerlerimizi gören Anzaklar da mevzi almış ve arkadan gelen Türk kuvvetlerine zaman kazandırılmıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;Atatürk’ün Saatinin Parçalandığı Yeri Simgeleyen Anıt&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Conkbayırı’nda çarpışmalar sırasında bir şarapnel parçası Atatürk’ün göğsüne gelir. Göğsündeki saate çarpınca, saatin parçalanarak Atamızı ölümden kurtardığı ve onun Türk halkına bağışlandığı alanda taştan yuvarlak gülleler bulunuyor. Burada yer alan Atatürk anıtında da, bu olayın nasıl olduğu Atatürk’ün ağzından anlatılmıştır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Gelibolu Yarımadası bugün bile Türk olan olmayan her insanın içini acıtıyor. Bu topraklarda öyle kahramanlıklar gösterilmiş ki, dinledikçe tüylerimizi diken diken ediyor, gözlerimizi yaşartıyor. O kahramanlarımız için ne söylesek az! Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?&lt;br /&gt;“Gömelin gel seni tarihe” desem, sığmazsın.&lt;br /&gt;Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...&lt;br /&gt;Yine birşey yapabildim diyemem hatırana. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kendi topraklarımızı savunurken çarpıştığımız düşman da olsa onlar da bir askerdi. Türk askeri savaş sırasında bile düşman askerlerine saygı duyarak dünya tarihine geçmiştir. Savaştan sonra Atamızın söylediği bu sözler onun nasıl yüce gönüllü bir lider olduğunu, Türklüğün asil değerlerini gösteriyor. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”&lt;br /&gt;Mustafa Kemal – 1934. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3546246282529982569?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3546246282529982569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3546246282529982569&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3546246282529982569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3546246282529982569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/10/anakkale-geilmez.html' title='Çanakkale Geçilmez!'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rx8BKoo_2iI/AAAAAAAAAcU/Knj4Ys6tqTM/s72-c/sehitlik1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3334631775598116943</id><published>2007-09-26T08:15:00.000+02:00</published><updated>2008-07-04T20:11:20.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ortaçağ Kenti Cesky Krumlov...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Prag’taki üçüncü günümüzde Çek Cumhuriyeti’nin güneyinde, Avusturya sınırına yakın ve çok güzel olduğunu duyduğum Cesky Krumlov’a gitmeye karar verdik.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Prag’tan direk otobüslerle (Florenc İstasyonu) Cesky Krumlov’a gidilebiliyor (180 km). Bilet oldukça ucuz (170 CZK) fakat İngilizce anlaşamamaktan doğan ufak tefek problemler olabiliyor. Ama bize denk gelen şoför yes-no bile diyemezken söylenen her İngilizce cümleyi bir şekilde tahmin edip cevap verebiliyordu. Örneğin cümle içinde "Prag" sözcüğü geçiyorsa Prag’a varış saatini sorduğumuzu tahmin edip, listeden saati gösterme, gideceğimiz durağın adını vb. söyleyebilme yeteneği üst düzeydeydi... Otobüs içinden de bilet alınabiliyor ama o zaman koltuk numarası verilmiyor, boş olan bir yere oturabiliyorsunuz. Tarife için &lt;a href="http://www.jizdnirady.cz/" target="_blank"&gt;http://www.jizdnirady.cz/&lt;/a&gt; bakılabilir. Tren istasyonu ise daha uzakta ve tren otobüse göre daha yavaş.. Otobüsle yolculuk normal şartlarda 3 saat sürüyor. Fakat bizimki pek normal şartlar altında değildi sanırım. Öğlen saati olmasına rağmen -ve şehirlerarası yol- trafik vardı ve hava her zamankinden daha sıcaktı. Üstelik bize denk gelen kliması olmayan ve eski bir otobüstü. Yolculuk 3,5 saatten biraz fazlaydı ve eğer biraz daha sürseydi oksijen tüpüne ihtiyacımız olacaktı. Neyse ki buna gerek olmadan indik ama perişan bir halde... Yolculuk çok kötü geçse de, şehri görünce hepsini unuttuk. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114392890268703218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rvn5PIo_2fI/AAAAAAAAAb8/Kr_Cr-b27R8/s400/c_krumlov1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Otobüsten indikten sonra 10-15 dakikalık bir yürüyüşle şehir merkezine geldik. UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’nde bulunan Cesky Krumlov, sevimli bir ortaçağ kenti. Görür görmez insanı kendine çeken, etkileyici bir havası var. Vltava Nehri’nin kıvrılarak şehir ortasında bir yarımadacık yarattığı yerde köprüden geçip nehir kenarındaki sevimli sıra sıra kafelere bakarak yürümeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114393001937852930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rvn5Voo_2gI/AAAAAAAAAcE/uySN6VK2sJM/s400/c_krumlov2.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;13.yy’da yapılmış olan Cesky Krumlov Kalesi, Orta Avrupa’nın en büyük kale komplekslerinden biri (40’tan fazla tarihi bina içeriyormuş). O zamanlardan bugüne hala ortaçağ karakterini koruyor. Kalenin bahçesinde turlayıp kuleye çıkmak istedik ama "tomorrow please" demeleriyle hayal kırıklığı yaşadık, meğer 17.00’den sonra çıkılmıyormuş. Bir iki dakikayla kaçırmanın üzüntüsünü yaşadık çünkü biliyorduk ki, kuleden tüm şehir mükemmel görünüyor. Ama ertesi gün gelemeyeceğimiz için çaresiz kabullendik. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114393001937852946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rvn5Voo_2hI/AAAAAAAAAcM/2HFLD4mOYRw/s400/c_krumlov3.jpg" border="0" /&gt;Kalenin hemen altında kıvrılmış Vltava Nehri, parke taşlı dar sokaklar, iki katlı güzel evler, küçük dükkanlar ve restorantlar sıralanıyor. Bu evler, çatılar, nehir, kulenin renkli yapısı öyle güzel görünüyor ki, iyi ki gelmişiz diyoruz. Keşke daha uzun kalabilseydik ve o kafelerinden birinde oturup tadını çıkarabilseydik ve kanoyla nehirde gezebilseydik. Ama yetişmemiz gereken bir otobüs vardı ve doyamadan ayrıldık Cesky Krumlov'dan... &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/cesky.html"&gt;www.geziyazilari.net/cesky.html&lt;/a&gt; bakabilirsin. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3334631775598116943?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3334631775598116943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3334631775598116943&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3334631775598116943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3334631775598116943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/ortaa-kenti-cesky-krumlov.html' title='Ortaçağ Kenti Cesky Krumlov...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rvn5PIo_2fI/AAAAAAAAAb8/Kr_Cr-b27R8/s72-c/c_krumlov1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-743407099204147019</id><published>2007-09-18T21:35:00.000+02:00</published><updated>2008-07-04T20:11:20.317+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Bencilce...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bir sürü şey yazıldı hakkında… Yüz kuleli şehir dendi, ortaçağ şehri dendi… hiç kimse benim gözümle bakmadı ki sana… bütün sokaklarını adımlamak istediğim, her köşe başında durup ardıma bakıp yüzümde gülümsemeyle yoluma devam ettiğim, uzaklardan bir yerlerde hep kulelerini görüp bir dosta rastlamış gibi sevindiğim şehir… köprüde oturup, güneşli bir günde sırtımı Vltava’ya verip yüzümü Vltava’ya çevirdiğim, kulağımda "bridge band" ezgileriyle güneşten gözlerimi kısıp baktığım şehir… bir saniye yorulmadan, bir an şikayet etmeden, bütün gün tüm sokaklarında gezip akşamını keyifle beklediğim şehir… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Güneş St.Vitüs’ün arkasında dinlenmeye çekilirken, tuhaf bir kırmızılık bırakır tüm şehre… işte o zaman seyretmeli uzaklardan uzakları, mutlaka Vltava’yı gören bir yerden ama… Fotoğraf makinesine görüntüyü çakmak istesem de gözümün gördüğü bu güzelliği kimseye gösteremem benim gördüğüm gibi. Çünkü ben öyle baktığım için güzel bu şehir… ben öyle görmek istediğim için hüzünlü ve de gizemli… hiç kimseye anlatamam güzelliğini, boynunu büküp ağlamaklı duruşunu, bir yağmur çiseleyip bi güneşten gözümü kısmamı, kırmızı üçgen çatılı evlerini, kararmış heykellerini, sokaklarda her dilden konuşan hayran hayran etrafa bakıp fotoğraf çeken insanlarını... akşam akşam tam da güneşi batırıp köprünün üstünde, her zamanki yoldan geçip herkesle beraber yeniden dönüyorum saat kulesine… Altında, kaldırıma oturup önümden geçen hayata bakıyorum. Neşeli, hüzünbaz, çakırkeyf gülüşmeler geliyor kulağıma, uzaklardan bir yerlerden müzik geliyor hep… hayatın sokaklarda aktığı ve de doyasıya yaşandığı bu şehirde bir kış günü olmayı düşlüyorum nedense… yine böyle oturabilir miyim kaldırımda, gülümseyip izleyebilir miyim akıp giden hayatı? İçimi ürperten bir rüzgar çıksa, konuşurken titreten… elimi paltonun cebine atıp küçük bir şişeyi tutsam… gökyüzüne bakıp lapa lapa kar yağdığını görsem… yanımda sevdiğim olsa, boynundan öpüp bir kere daha sevsem hayatı… ayrı ayrı gördüğümüz ama birlikte hiç ayak basmadığımız bu şehirde bir kere daha sevsek birbirimizi… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kararmış kulelerden birine çıkıp şehri tepeden izlemeli, 360 derece seyredip hazmetmeli, her kareyi hapsetmeli beynin kıvrımlarına… çok uzaklarda bir yerlerde özleyince, hatırlayıp olur olmaz yerde gülümsemek için… nesini seviyorsun bu şehrin dediklerinde kimseye anlatamadığım sadece kendime sakladığım bir sebebim olsun diye… benim gördüğümü kimse görmesin diye, kimse sana benim gözümle bakmasın diye… benden başkası seni böyle sevmesin diye… her kareyi hapsetmeli beynimin kıvrımlarına… gündüz ve gece, kalabalıkta ve tenhada… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kavarna Slavia’nın duvarında önce Nazım’ın resmine sonra Vltava’ya ve kuşlara bakıp İstanbul’u özledim tıpkı koca şair gibi… martılara ekmek atmasam da köprünün kenarında durup izledim, uzun kuleleri aydınlatan ışıkların Vltava’ya vuran yansımalarını… Ay, incecik bir hilaldi o akşam, Petrin Tepesi’nin arkasında duruyordu… içimde öldüren bir hüzün de vardı… neşeden bağırıp sokaklarda koşturasım da… ne tuhaf… bir hüzünden bir keyiften öldüren şehir… adına Praha diyorlar… ben ne desem boş… ben Prag’ı anlatamıyorum çünkü onu kendime saklıyorum… &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.negatif.com/kullanici/set/geziyazilari/1170/0"&gt;http://www.negatif.com/kullanici/set/geziyazilari/1170/0&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-743407099204147019?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/743407099204147019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=743407099204147019&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/743407099204147019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/743407099204147019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/bencilce_18.html' title='Bencilce...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3801729549410161028</id><published>2007-09-02T21:28:00.001+02:00</published><updated>2007-09-10T21:07:00.461+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Mayerling ve Baden</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Seegrotte Mağarası'nı gördükten sonra ikinci durağımız Mayerling Av Köşkü’ydü. Bu köşkü, Hofburg İmparatoru Franz Joseph ve İmparatoriçesi Elizabeth (Sisi)’nin oğlu olan Rudolf, av merakı nedeniyle 1886’da yaptırmış. Bu noktada bir ara verip Hofburglardan bahsetmem gerekiyor. Çünkü Hofburg Hanedanlığı'ndan izler, Viyana ve çevresinde hala derinden hissedilmekte. Franz Joseph ve Elizabeth (Sisi) hala her yerde karşımıza çıkıyor, afişlerde, duvarlarda, saraylarda, sokaklarda, her yerde… Elisabeth'in hüzünlü bir öyküsü var. Avusturya İmparatoriçesi olsa da mutsuz bir hayat yaşıyor. Üç çocuğunun da ölümünü görüyor. 60 yaşlarındayken de bir anarşist tarafından amaçsız ve manasız bir şekilde öldürülüyor. Belki de bu yüzden çok seviliyor. Bugün Viyana için Sisi, sanki bir turizm elçisi, tek başına bir marka.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPW3shlRI/AAAAAAAAAas/629XLNW3t34/s1600-h/mayerling1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105691488136828178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Mayerling Köşkü" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPW3shlRI/AAAAAAAAAas/629XLNW3t34/s400/mayerling1.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Sisi'nin oğlu olan Rudolf ise, Belçika Prensesi Stephanie ile evlendiriliyor. Bir çocukları oluyor. Av merakı olan Rudolf, bu köşkü yaptırıyor. Ve bir süre sonra Barones Marie Vetsera ile tanışıyor. 17 yaşındaki bu kıza büyük bir aşk besliyor. Bir gün bu av köşkünde Rudolf ve sevgilisi ölü olarak bulunuyor. Rudolf'un arkasında bir mektup bırakarak önce sevgilisini sonra da kendisi vurduğu öne sürülen görüşlerden biri ancak tarihe Mayerling Faciası olarak geçen bu olayın iç yüzü hala belirsizmiş. Halk tarafından çok sevilen Rudolf'u babasının öldürtmüş olabileceği (komplo) ihtimali de düşünülmekteymiş (Sevgilisi nedeniyle aile şerefine leke sürmüş olabilir). Bugün av köşkünde çiftin ölü bulunduğu oda gezilebilir. Odanın duvarlarında ise fotoğraflarıyla tüm aileyi görmek mümkün. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Mayerling’teki hüzünlü öykü sonrasında sevimli bir kasabaya Baden Bei Wien’e gidiyoruz. (Kendiniz gitmek isterseniz şehir merkezinde Opera’nın oradan Oper-Baden treniyle gidilebilir). Baden, Viyana’nın 26 km güneyinde, neoklasik evlerin olduğu, sakin ama sevimli bir yer. Aynı zamanda romatizma tedavisinde kullanılan termal suları da olan bir sağlık bölgesi. &lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPYXshlSI/AAAAAAAAAa0/DKk3ogaMnG4/s1600-h/baden4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105691513906631970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Baden Bei Wien" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPYXshlSI/AAAAAAAAAa0/DKk3ogaMnG4/s400/baden4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105691518201599282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Baden Bei Wien" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPYnshlTI/AAAAAAAAAa8/CloQwt7CYz4/s400/baden5.jpg" border="0" /&gt; Şehirde dolaşırken kapının önünde yine karşımıza çıkan Hofburg’ları gördüğümüz bir kafeye girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105691518201599298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Baden Bei Wien" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPYnshlUI/AAAAAAAAAbE/M27w5YDZ3aI/s400/baden6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kafenin bir bölümü ev gibi dekore edilmişti, bir köşede Franz Joseph’in çalışma odası gibi duran bir bölüm ve duvarlarda da ailenin resimleri ve aralarında da boş bir pencere vardı. Pencerenin arka tarafına geçip ailenin resimlerde verdiği pozlar gibi pozlar verip Hofburg hanedanlığına katılmış olduk. Kafede hiç kimse olmadığı için rahatlıkla aileyle fotoğraflar çektirdik. Kafenin erkekler tuvaletinin kapısında Rudolf, bayanlar tuvaletinin kapısında da sevgilisinin resmi vardı “woman” ya da “man” yerine. Bu sevimli kasabadaki serbest zamanımız dolunca otobüse binip kısa bir yolculukla şehre döndük. &lt;/p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPYnshlUI/AAAAAAAAAbE/M27w5YDZ3aI/s1600-h/baden6.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu yazıyla birlikte Viyana yazıları nihayet bitti... &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.geziyazilari.net/viyana.html"&gt;www.geziyazilari.net/viyana.html&lt;/a&gt; adresimden yazı ve fotoğrafların daha fazlasını bulabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3801729549410161028?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3801729549410161028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3801729549410161028&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3801729549410161028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3801729549410161028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/mayerling-ve-baden.html' title='Mayerling ve Baden'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsPW3shlRI/AAAAAAAAAas/629XLNW3t34/s72-c/mayerling1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-1461446493093145680</id><published>2007-09-02T21:26:00.001+02:00</published><updated>2007-09-08T18:33:11.687+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Seegrotte Mağarası</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Viyana’daki ikinci günümüzde şehirden çıkıp kısa bir yolculukla bahçeli, iki katlı evlerin olduğu bir kasabaya geldik, burada bir mağara gölü göreceğiz. Bu mağarada maden işçileri çalışırmış, 1912’de bir patlama sonucu kayaların arkasından sular fışkırarak mağaraya dolunca birçok işçinin ölmesine sebep olurken Avrupa’nın sayılı mağara göllerinden biri oluşmuş. Mağaranın girişinde 450 metrelik bir tünel var. Tünelin sonunda işçilerin çalıştıkları bölümler görülüyor. Mağaranın içinde her yıl ölen işçileri anmak üzere törenler düzenleniyormuş.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsOkHshlPI/AAAAAAAAAac/CvYwBdPO_Eo/s1600-h/seegrotte1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105690616258467058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsOkHshlPI/AAAAAAAAAac/CvYwBdPO_Eo/s400/seegrotte1.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;2.Dünya Savaşı’nda Naziler, gözlerden uzak olduğu için burayı seçmişler ve burada bir karargâh kurmuşlar. Pompalama sistemi kurarak suyu dışarı çıkartıp içerdeki düzlük bir alanda bir uçak fabrikası kurmuşlar. Sesten daha hızlı giden uçağı yapmaya başlamışlar. Savaş bittiğinde uçağın yapımı tamamlanamadığı için savaşta kullanılamamış. O dönemden kalma orijinal parçalar mağarada sergileniyor. Günümüzde de aynı pompalama sistemi kullanılarak belirli miktarda su dışarı çıkartılıyormuş. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dışarıda 37 derece sıcaklık varken mağarada üşüme ihtimali düşük gibi gelse de mağaranın sıcaklığı 9-12 derece arası. Kapıda verilen battaniyeleri almadıysanız, yazlık kıyafetlerle gezerken ciddi ciddi titretiyor. Mağarada gezerken Türkçe olarak doldurulmuş bir kasetten mağara hakkında bilgiler aldık. Seslendirmeyi yapan kadının şiveli konuşması ve söyledikleri de oldukça eğlendirdi bizi… Mağara gezisinden sonra akülü bir kayıkla, oluşan gölette bir tur atıp tekrar tünelden hızla dışarı çıkıp kendimizi güneşe teslim ettik.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsOkXshlQI/AAAAAAAAAak/AWnK_FdKOxg/s1600-h/seegrotte2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105690620553434370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsOkXshlQI/AAAAAAAAAak/AWnK_FdKOxg/s400/seegrotte2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-1461446493093145680?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/1461446493093145680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=1461446493093145680&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1461446493093145680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1461446493093145680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/seegrotte-maaras.html' title='Seegrotte Mağarası'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsOkHshlPI/AAAAAAAAAac/CvYwBdPO_Eo/s72-c/seegrotte1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-2995516815587453777</id><published>2007-09-02T21:21:00.000+02:00</published><updated>2007-09-08T18:23:36.987+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Grinzing</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Grinzing, Viyana yakınlarında iki katlı bağ evlerinden oluşan, meyhaneler mekânı. Viyana'da Universitat metro durağının yanından 38 nolu tramvayla 20 dakikalık uzaklıkta. Civarda birçok meyhane var. Eski ve çok çeşitli tirbüşonların duvarlarında asılı olduğu, girişi güzel olan bir tanesine giriyoruz. &lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsNuXshlNI/AAAAAAAAAaM/ok-9JMoJ72U/s1600-h/grinzing2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105689692840498386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsNuXshlNI/AAAAAAAAAaM/ok-9JMoJ72U/s400/grinzing2.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Yukarı çıkınca bir bahçeye açılan çok güzel bir yer. Ama burda durmayıp diğerlerini de gezmeye karar veriyoruz. Bu meyhanelere “Heurigen” deniyor. Kendi şarabını kendisi yapan meyhane demekmiş. Civardaki bir çok meyhaneye girip bakıyoruz. İçerden akordion ve keman sesi gelen bir tanesine oturuyoruz. Masaları dolaşıp hep beraber Almanca şarkılar söylüyorlar. Sonra başka bir masaya geçtiklerinde “Yıldızların Altında”yı çalmaya başladılar. Masadakilerle beraber 2-3 tane Türkçe şarkı çalıp söylediler. Viyana’da yaşayan veya turist olarak giden çok Türk varmış ve onlar da öğrenmişler bizim şarkılarımızı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsNuXshlMI/AAAAAAAAAaE/qBJU1UG85KI/s1600-h/grinzing4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105689692840498370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsNuXshlMI/AAAAAAAAAaE/qBJU1UG85KI/s400/grinzing4.jpg" border="0" /&gt; &lt;/a&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105689692840498402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsNuXshlOI/AAAAAAAAAaU/n7iSIIv-xY4/s400/grinzing3.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;Hafta içi olduğu için mi bilmiyorum öyle bir yer için biraz hareketsiz ve az kalabalık geldi bana. Zaten olanların hepsi de turistti. Biz de biraz oturup tekrar tramvayla şehre döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulaşım haritasına bakınca 5 tane metro hattı (U-Bahn), hızlı tren, banliyö treni, havaalanı treni, tramvaylar ve otobüslerle biraz karışık görünüyor ama Viyana’da toplu ulaşım çok rahat. Şehirde özellikle gidilmesi gereken yerler için metro ve tramvaylar yeterli, diğerlerine pek ihtiyaç olmuyor. Tabi oteliniz bizim gibi şehre oldukça uzak bir noktada değilse. (Grinzing dönüşü, tramvay, metro, tren ve otobüs kullanmak zorunda kalmıştık.) &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-2995516815587453777?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/2995516815587453777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=2995516815587453777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/2995516815587453777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/2995516815587453777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/grinzing.html' title='Grinzing'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsNuXshlNI/AAAAAAAAAaM/ok-9JMoJ72U/s72-c/grinzing2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-5808689810405749740</id><published>2007-09-02T21:11:00.000+02:00</published><updated>2007-09-04T20:19:03.054+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Viyana Sokakları...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Dünyanın en önemli üç operasından ve şehrin buluşma noktalarından biri olan Opera binası (Staatoper), şehir yürüyüşüne başlamak için en uygun yerlerden biri. 2.Dünya Savaşı’nda çok hasar aldığı için yeniden yapılan, merdivenleri ve fuayesi ise ilk yapıldığı (1869) yıllardan kalan Opera Binası’nın hemen arkasındaki Karntner Sokağı boyunca yürürken solda meşhur bir pastane var. Sacher Kafe, kayısı kokulu çikolatalı sacher pastası ile ünlü.&lt;br /&gt;Opera binasını görerek sağlı sollu lüks mağazaların, çok şık kafelerin olduğu sokaklarda yürüyerek Stephansplatz’a geldik. Burada şehrin görkemli bir sembolü olan gotik tarzdaki, çatısı renkli seramik kaplı, uzun kuleli, etkileyici bir kilise olan Stephan Katedrali var. İçi oldukça büyük, rehberli turların da yapıldığı, karanlık, görkemli bir kilise.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLxnshlII/AAAAAAAAAZk/beWVKDk4F7k/s1600-h/stephan1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105687549651817602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Stephan Katedrali" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLxnshlII/AAAAAAAAAZk/beWVKDk4F7k/s400/stephan1.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Artık bu civarda nereye gidersek gidelim bu yapıyı referans alarak ara sokaklara dalıp rahatça kaybolabiliriz. Kiliseye sırtımızı verip devam ederek araç trafiğine kapalı ama insan trafiğine son derece açık Graben’de yürüdük. Peter Kilisesi ve büyük bir veba anıtının da bulunduğu bu cadde şehrin önemli bir alışveriş ve yaşam merkezi. Yeşil, bakır çatılı kilise, aziz Petrus’a adanmış. İçinde azizleri ve melekleri temsil eden birçok heykelin, duvarlarda resimler, kabartmalar ve yaldızlı süslemelerin olduğu, ne bulunmuşsa içine konmuş izlenimi veren, sadelikten uzak, karmaşık bir görüntüsü var. Neye bakacağımızı şaşırdık doğrusu. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105687553946784914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Graben" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLx3shlJI/AAAAAAAAAZs/R_qunp6X_40/s400/graben1.jpg" border="0" /&gt;Viyana’da birçok yerde Mozart çikolataları ve likörleri satan mağazalar görülebilir. Biz de bir çikolata dükkânına girip beğendiklerimizden taneyle alıp denedik. Graben tüm canlılığıyla yine çok kalabalık fakat hava öyle sıcak ki, bir yerde oturup biraz havanın serinlemesini bekliyoruz. Öyle bir şey olmuyor tabi biz de mecbur tekrar dolaşmaya başlıyoruz. Sokaklarda “buz gibi soğuk su” satan çocuklar yok ama çeşmeler var. Her çeşmede tadına bir türlü alışamadığımız bu nedenle de kana kana içemediğimiz sulardan mecburen içiyoruz, elimizi yüzümüzü ıslatıyoruz. Ama sonra bir bakıyoruz ki, arka sokakta bir süs havuzu var. İnsanlar kenarında oturuyorlar. İki kişi ayaklarını sokmuş içine, serinliyor. Birden çok cazip geliyor, aynısını biz de yapıyoruz. Bir süre sonra havuzun kenarında oturacak yer kalmıyor. Gören geliyor ve serinlemek için hemen ayaklar içine sokuluyor. Ayaklarımız buz kesene kadar içinde durup o serinlikle uzun bir tur daha atma şansımız oldu. Ve tekrar yürümeye başladık. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yürürken ilginç bir dükkân görüp hemen içeri girdik. Zeytinyağı, sirke ve alkollü içecekler musluklu cam tüplerde duruyor, istediğinizin tadına bakıp kendi seçtiğiniz şişelere, istediğiniz miktarda koydurabiliyorsunuz. Her bir ürünün üzerinde 100 ml’lik fiyatı var. Dekoratif şişeler ve ürünler 2-2,5 Euro’dan başlıyor. Üstelik şişenin ucuna tıpa koyup vakumla kapatıp güzel bir ambalaj da yapıyorlar. Bizimle ilgilenen satıcı, isim hakkıyla dünyanın birçok yerinde bu dükkânlardan olduğunu söyledi (Vom Fass). &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu dükkânın karşısı Hoher Markt Meydanı. Burada ünlü bir saat var (Ankeruhr). Prag’taki astronomik saatte, saat başı havariler açılan pencerelerin önünden geçiyor. Burada ise, her saatte çeşitli sanatçılar ve devlet adamlarından 12 kişinin figürleri geçiyor. Hepsinin birden toplu geçişi ise saat 12.00’de oluyormuş. Biz zamanı tutturamadığımız için onu göremedik ama saatin fotoğrafını çektik. Saat: 19.12. Bizim gördüğümüz saatteki figürler kime ait bilemiyorum. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLx3shlKI/AAAAAAAAAZ0/OmEP1AmobuY/s1600-h/hohermarkt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105687553946784930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Hohermarkt'ta Saat" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLx3shlKI/AAAAAAAAAZ0/OmEP1AmobuY/s400/hohermarkt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Yine katedralin olduğu meydana dönüp arka tarafındaki Domgasse Sokağı’na gittik. Mozart’ın, Viyana’da yaşadığı yıllarda (1784-1787) oturduğu ve “Figaro’nun Düğünü” eserini bestelediği evi gördük. Burası müze haline getirilmiş, kapısına dayandık ama ne yazık ki kapalıydı. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Referans noktamız olan Katedralin dolayısıyla şehir merkezinin kuzeydoğusunda kalan, metroyla ulaşılabilen Prater, şehrin en büyük parkı, dinlenme ve eğlence alanı. Bu parkın içinde bir de lunapark var. 1897’den beri dönen ve Avrupa'nın ilk dönme dolabı olan “Giant Ferris Whell” küçük birer vagon görünümünde. Çok yavaş bir şekilde dönüyor. Ücreti de 8 Euro. 65 m yüksekliğe çıkan dönme dolap, biz binmedik ama Viyana’nın saraylarına, görkemli yapılarına çok güzel manzara imkânı sunuyormuş. Buraya kırmızı metroyla (U1) gidilebilir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLyXshlLI/AAAAAAAAAZ8/2lnIlIIGLR4/s1600-h/prater.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105687562536719538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Prater'de Dönme Dolap" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLyXshlLI/AAAAAAAAAZ8/2lnIlIIGLR4/s400/prater.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;Havanın kararmasıyla birlikte yine uzun bir yürüyüşle Belediye Sarayı’nın (Rathaus) önüne geldik. Burada her akşam festival havasında geçiyormuş. Ne kadar da yaşayan bir şehir, her yerde, her sokakta müzik var. Doğrusu bu kadarını hiç beklemiyordum. Hafta içi olmasına rağmen, koskocaman bir ekranda klasik müzik konseri izleyen büyük bir kalabalık vardı. Açık havada biraz konseri dinledikten sonra arka tarafa geçince bir başka kalabalıkla karşılaştık. Burada da çeşitli dünya mutfaklarından yemekler yapan yan yana küçük dükkânlar ve oturmaya bile yer olmayan kafeler vardı. İçecek bir şeyler alıp birçok kişinin yaptığı gibi ayakta içtikten sonra meydanın dışında kaldırımda oturup kalabalığı ve geçip giden Viyana yaşantısını izledik. Daha sonra gruptan daha önce anlaştığımız bir çiftle buluşup taksiyle otele döndük ve tadına doyamadığımız, daha birçok yerini göremediğimiz Viyana’dan ayrılacağımız için hüzünlendik. Hoşçakal Viyana! Bir gün yine geleceğim! &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-5808689810405749740?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/5808689810405749740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=5808689810405749740&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5808689810405749740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5808689810405749740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/viyana-sokaklar.html' title='Viyana Sokakları...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtsLxnshlII/AAAAAAAAAZk/beWVKDk4F7k/s72-c/stephan1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-9170591010627943901</id><published>2007-09-02T15:53:00.000+02:00</published><updated>2007-09-02T16:18:18.654+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Viyana'nın Sarayları...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Büyük bir imparatorluğa yıllarca başkentlik yapmış olan Viyana, bu dönemlerden kalma çok büyük saraylara sahip. İşte Viyanan'nın en göze çarpan sarayları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hofburg Hanedanının imparatorluk saraylarından biri olan Schönbrunn (Güzel Çeşme), simetrik bahçe süslemeleri olan, çok büyük bir alan içinde kurulmuş bir saray. Günümüzde müze olarak kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBm3shlBI/AAAAAAAAAYs/DXpVBd8WVHw/s1600-h/schonbrunn1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105606001107768338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Schönbrunn Sarayı" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBm3shlBI/AAAAAAAAAYs/DXpVBd8WVHw/s400/schonbrunn1.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sarayı arkamıza alarak bahçeye doğru bakınca ta uzaklarda bir Neptün Çeşmesi görünüyor. Çeşmenin arkasındaki, zigzaglı ve yokuş bir alanı 37 derece sıcakta ve verilen kısa süreli serbest zamanda tırmanmayı başaranlar güzel bir zafer takı ve arkasında da bir gölet görüyormuş. Biz sadece çeşmeye kadar gidip uzaktan görmekle yetindik.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBnHshlDI/AAAAAAAAAY8/66ek317Lmq4/s1600-h/schonbrunn4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105606005402735666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Schönbrunn Sarayı" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBnHshlDI/AAAAAAAAAY8/66ek317Lmq4/s400/schonbrunn4.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sarayın çok büyük bahçesinin içinde bir de hayvanat bahçesi var. Dünyanın en eski hayvanat bahçesi olan Schönbrunn Zoo (Tiergarten)’yu gezmek için saatler ayırmak gerekiyor. Broşürüne bakılırsa, içinde imparatorun kahvaltı için kullandığı, bugün ise restorant-kafe olarak kullanılan Kaiser Köşkte otururken, pandaları görmek mümkünmüş. Hayvanat bahçesine giriş sanırım 17 Euro idi. Schönbrunn Sarayına Karlsplatz’tan yeşil metroyla (U4) gidilebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBnHshlCI/AAAAAAAAAY0/gV4o_la8f9o/s1600-h/schonbrunn2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105606005402735650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Schönbrunn Sarayı" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBnHshlCI/AAAAAAAAAY0/gV4o_la8f9o/s400/schonbrunn2.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Savoy Prensi Eugene’nin yazlık sarayı olarak dönemin önemli barok mimarlarından Hildebrandt’ın yaptığı (18.yy) Belvedere Sarayı ise iki bölümden oluşuyor. Sarayın bahçeleri dünyadaki barok manzaralar içinde en iyilerden kabul ediliyor. Yukarı Belvedere, Ortaçağdan bugüne kadarki Avusturya sanatının en etkili koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. 1900’lü yılların sanatının sergilendiği sergilerin kalbinde ise dünyanın en büyük Gustav Klimt koleksiyonu yer alıyor. Klimt’in “Öpücük” ve “Judith” gibi en önemli eserleri de burada sergilenmekte.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBnXshlEI/AAAAAAAAAZE/legxDudsXak/s1600-h/belvedere1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105606009697702978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Belvedere Sarayı" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBnXshlEI/AAAAAAAAAZE/legxDudsXak/s400/belvedere1.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aşağı Belvedere’de ise Prens Eugene’nin kişisel odaları ve resmi odalar yer almaktaymış. Burada geçici sergiler düzenleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michaler Meydanı'nda meşhur Hofburg İmparatorluk Sarayı bulunuyor. Yapımına 13.yy.da başlanan ve sürekli yeni bölümler ilave edilen oldukça büyük bir saray. Yeşil bir kubbesi ve Herkül heykellerinin süslediği çatısı var. Sarayda, İmparatoriçe Sisi’nin gümüş koleksiyonunun sergilendiği bir bölüm de var.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrEJXshlFI/AAAAAAAAAZM/ibcnP3s5VZE/s1600-h/hofburg1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105608792836510802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Hofburg İmparatorluk Sarayı " src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrEJXshlFI/AAAAAAAAAZM/ibcnP3s5VZE/s400/hofburg1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrEJnshlGI/AAAAAAAAAZU/q6Jr6F2VJhk/s1600-h/hofburg2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105608797131478114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Hofburg İmparatorluk Sarayı " src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrEJnshlGI/AAAAAAAAAZU/q6Jr6F2VJhk/s400/hofburg2.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kemerli kapıdan arka tarafa doğru geçince sarayın arka bölümünü görüyoruz. Karşısı şehrin önemli meydanlarından biri olan Maria Theresienplatz (Maria Teresa Meydanı). Bu meydanda, görkemli ve birbirine çok benzeyen iki yapı var. Günümüzde müze olarak kullanılan Kunsthistorisches Museum (Güzel Sanatlar Müzesi) ve Naturhistorisches Museum (Doğal Tarih Müzesi). Zaman darlığından müzeleri gezemedik ne yazık ki. Belki bir dahaki sefere!&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrEmXshlHI/AAAAAAAAAZc/SwUU8pKWWkM/s1600-h/sanatmuze.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105609291052717170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Sanat Müzesi" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrEmXshlHI/AAAAAAAAAZc/SwUU8pKWWkM/s400/sanatmuze.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-9170591010627943901?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/9170591010627943901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=9170591010627943901&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/9170591010627943901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/9170591010627943901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/09/viyanann-saraylar.html' title='Viyana&apos;nın Sarayları...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RtrBm3shlBI/AAAAAAAAAYs/DXpVBd8WVHw/s72-c/schonbrunn1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8812679705440445648</id><published>2007-08-20T13:38:00.000+02:00</published><updated>2007-08-20T14:04:48.839+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Viyana Hundertwasser Evleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Budapeşte’yle vedalaşıp yeni bir yeri keşfetme merakı ve heyecanıyla otobüsle Viyana’ya doğru yola çıktık. Budapeşte’den Viyana’ya yaklaşık dört saatlik bir yolumuz var. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Viyana, yüzyıllar boyunca Hofburg hanedanının yerleşim yeri olmuş, bu nedenle de şehirde yoğun bir şekilde bu havayı hissettiren, aristokrasi kokan, bir yandan tarihi dokusu, diğer yandan modernizmi, müziği, kültürüyle insanı ilk görüşte büyüleyen bir şehir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şehre girince ilk durağımız “Hundertwasser Evi” oldu. Friedensreich Hundertwasser, Avusturyalı bir mimar-ressam. Doğada hiçbir şeyin düz çizgileri olmadığından hareketle, alışageldiğimiz düz çizgileri ve simetrik yapısı olan binaların insan doğasına uygun olmadığını düşünen mimar, farklı yöntemler denemiş. Dış duvarlarda veya evin içinde engebeli yapılar, asimetrik çizgiler, hiçbiri birbirine benzemeyen pencereler, rengarenk mozaikler ve olabildiğince bitkiden oluşan binalar tasarlamış. Bunlardan biri de Viyana’da bulunuyor. 1983-85 yılları arasında yapılan Hundertwasser Evi, ressamın ilk mimari projesiymiş. Dışardan bakınca “evet ya, neden illa simetrik olması gerekiyor ki bu binaların, böylesi çok daha güzelmiş” dedirten çok sevimli, eğlenceli, rengarenk, şeker gibi evler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100750562054476738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RsmBnHshk8I/AAAAAAAAAX8/nRvLGJRZsKc/s400/hundertwasser1.jpg" border="0" /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RsmBrHshk9I/AAAAAAAAAYE/z7Y-RCxtrL0/s1600-h/hundertwasser2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100750630773953490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RsmBrHshk9I/AAAAAAAAAYE/z7Y-RCxtrL0/s400/hundertwasser2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu evlerde yaşayan insanlar var tabi. Orda oturan bir tanıdığınız yoksa -normal olarak- içini görme şansınız da yok tabi. Sürekli olarak turistlerin gelip evlerinin fotoğraflarını çekmeleri onlar için nasıl bir duygu bilemiyorum. Dışardan göründüğü kadar sevimli mi içleri, bu asimetrik yapılar eşya yerleştirme bakımından zorluklar çıkarıyor mu bilemem ama evleri dışardan izlemesi çok güzel. Evlerin tam karşısında bir de “Hundertwasser Village” adıyla hediyelik eşyaların satıldığı, bir kafesi olan, aynı mimar tarafından tasarlanan içinde yine mozaikler ve asimetrik çizgileri olan tuvaleti bulunan bir alan var. Burada ayrıca bundan sonra Viyana’nın her yerinde karşılacağımız ressam Gustav Klimt’in eserlerinden oluşan geniş bir hediyelik eşya bölümü var. Böylece daha adımımızı atar atmaz ressamların, mimarların, müzisyenlerin bu şehirdeki varlığını ve önemini hissetmek mümkün ki boşuna denmiyor sanatsal, kültürel şehir diye.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100750699493430242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RsmBvHshk-I/AAAAAAAAAYM/_VrK9TZCLFw/s400/hundertwasser3.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viyana yazıları devam edecek...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8812679705440445648?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8812679705440445648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8812679705440445648&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8812679705440445648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8812679705440445648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/08/viyana-hundertwasser-evleri.html' title='Viyana Hundertwasser Evleri'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RsmBnHshk8I/AAAAAAAAAX8/nRvLGJRZsKc/s72-c/hundertwasser1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8038838851657106348</id><published>2007-08-20T13:09:00.000+02:00</published><updated>2007-08-20T14:04:33.792+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Szentendre - Estergon</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Szentendre, Budapeşte'nin kuzeyinde, yaklaşık 20 km kadar uzaklıkta, iki katlı sevimli evlerin olduğu, daha çok elişi ürünlerin ve hediyelik eşyaların satıldığı sevimli bir kasaba havasında. Parke taşlı yolları ve dar sokaklarıyla bize derinden Akdeniz havası hissettirdi. Sanki şu sokağı geçince, şu caddeden aşağı bakınca denizi görecekmişiz gibi geldi hep. Avrupa'nın ortasında deniz olmasa da bizim hissettiğimiz havayı kıyafetlerine bakınca kendi halkının da hissettiğini düşündük. Bikinili gezen güzel güzel kızlar da görünce herhalde yakınlarda havuz falan var derken yine Tuna'yla karşılaştık. Gerçi içine girilebilecek gibi görünmüyordu ama sıcaklayan Macar kızları için bu pek sorun değil herhalde. Onlar yine de deniz kıyafetlerini giyiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rsl3-3shk1I/AAAAAAAAAXE/A2DexZ9QzFY/s1600-h/szentendre2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100739974960091986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Szentendre" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rsl3-3shk1I/AAAAAAAAAXE/A2DexZ9QzFY/s400/szentendre2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Szentendre, Tuna kıyısındaki resimsel görüntüsü, mimarisi, tarihsel anıtlarıyla ressamlar, heykeltraşlar vb. sanatçıları hep kendine çekmeyi başarmış. Pek çok sanatçı burada yaşamış hala da yaşıyormuş. Bu nedenle bu küçük kasabaya "Sanatçılar Şehri" deniliyor. Szentendre'nin atmosferi sanatçı yaratıcılığını ortaya çıkarmak için çok uygun olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batthyany Ter metro istasyonundan 20 dakikada bir kalkan (HEV) banliyö trenine binerek 40 dakikalık bir yolculukla Szentendre'ye gidilebiliyor. Trenden indikten sonra 10 dakika kadar bir yürüyüşle şehir merkezine ulaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100739850406040386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Szentendre" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rsl33nshk0I/AAAAAAAAAW8/ZxglORR1Hhk/s400/szentendre1.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;Visegrad'a gitmek yerine Estergon'a gitmeyi seçtik. Tren istasyonunun yanından kalkan otobüslerle gitmek mümkün. Biletçiye Estergon'a gitmek istediğimizi, otobüsün saat kaçta olduğunu ve fiyatını sorduk. Beden dili, kalem-kağıt, kol saati yardımıyla anlaştık. İngilizce soru sorup Macarca cevap alıp bu cevabı anlama yeteneğimizi Szentendre-Estergon yolculuğumuzda oldukça geliştirdik sanırım. Biletimizi aldıktan sonra otobüsün kalkmasına yarım saatten fazla olduğunu görünce kendimizi yakındaki bir kafeye atıp bilmediğimiz bir Macar birası denedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estergon Macaristan'ın ilk başkenti ve bu nedenle de tarihi bir şehir. Estergon Bazilikası ise Macaristan'ın en büyük kilisesi. Kiliseye vardığımızda pazar gününün öğleden sonrasıydı ve ayin vardı. Biraz izleyip avluya çıktık. Kilisenin avlusundan Tuna'nın ayırdığı Slovakya kıyıları görünüyordu. Durduğumuz yer Macaristan toprakları, nehrin karşı yakası Slovakya toprakları. Ve aralarındaki bir köprüyle bağlanmış iki ülke birbirine. Çok güzel bir manzaraydı. Çektiğim üç fotoğrafı çok amatör bir yöntemle birleştirdim. İşte böyle birşeydi:&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100743007207003042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Macaristan-Slovakya Sınırı" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rsl6vXshk6I/AAAAAAAAAXs/gW28wii2WKc/s400/estergon3.jpg" border="0" /&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kilisenin bulunduğu tepeden aşağıya doğru inip sokaklarda dolaştık. Estergon Kalesini gördük. Bu kale de uzun yıllar boyu Osmanlı İmparatorluğu'na aitmiş. Şu anda müzeye çevrilmiş durumda ama saat geç olduğu için nasılsa kapalıdır diye yanına çıkıp bakmadık.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5100740120988980066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="Estergom" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rsl4HXshk2I/AAAAAAAAAXM/7PybydWH_Ok/s400/estergon4.jpg" border="0" /&gt; Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/szent.html"&gt;www.geziyazilari.net/szent.html&lt;/a&gt; adresime bakabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8038838851657106348?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8038838851657106348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8038838851657106348&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8038838851657106348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8038838851657106348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/08/szentendre-estergon.html' title='Szentendre - Estergon'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rsl3-3shk1I/AAAAAAAAAXE/A2DexZ9QzFY/s72-c/szentendre2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3362560456597663164</id><published>2007-07-31T17:05:00.000+02:00</published><updated>2007-07-31T18:08:10.143+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ah Buda Ah Peşte:Tuna'nın Kraliçesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Buda, Peşte ve Obuda şehirlerinin bir araya gelmesiyle oluşan Macaristan'ın başkenti Budapeşte, Tuna Nehri’nin iki kenarı boyunca uzanıyor. Şehrin siluetini oluşturan devasa yapıları, şehri ikiye bölen Tuna Nehri ve üzerindeki değişik tarzlardaki köprüleriyle, Orta Avrupa’da Prag’ın veya Viyana’nın gölgesinde kalmış ama en az onlar kadar mağrur duran, sevilesi, cana yakın bir şehir bence. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Budapeşte’ye varınca ilk gittiğimiz yer Kahramanlar Meydanı’ydı (Hösök Tere). Sabahın çok erken saatleri olması nedeniyle meydan bomboştu. Yarım daire şeklinde dizili sütunların al&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9WcYHrnWI/AAAAAAAAAWk/wxxCxI336vk/s1600-h/kahramanlar2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5093384749090315618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9WcYHrnWI/AAAAAAAAAWk/wxxCxI336vk/s400/kahramanlar2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;tında Türklere ve diğer ırklara karşı savaşmış Macar krallarının heykelleri ve heykellerin altında da kahramanlıklarını gösteren kabartmalar var. Ortadaki sütunda ise, yedi Macar kabilesini temsil eden heykeller ve onların üstünde de elinde kutsal Macar hacını tutan Cebrail meleğin heykeli var. Bu meydanın arka tarafı, Varosliget yani kent korusu, eğlenceli bir yer. Bu korunun içinde, Vajdahunyad Şatosu ve kışın buz pistine dönüşen bir göl, hayvanat bahçesi, lunapark ve birkaç müze bulunuyor. Budapeşte, kaplıcalar-hamamlar şehri. Bu bölgede de muhteşem bahçesi ve barok tarzı mimarisiyle Szechenyi Gyogyfürdö (Szechenyi Hamamı), kentin en sıcak doğal su kaynağının üzerinde yer alıyor. Bu bölgeye şehir merkezinden sarı renkli metro hattıyla ulaşılabiliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Peşte bölümünde yer alan ve şehrin neresinden bakarsanız bakın görkemli bir tablo çizen Parlamento Binası Tuna Nehri'nin kenarında tüm ihtişamıyla şehre göz süzüyor sanki. Ülkenin en büyük binası olma unvanını da taşıyan, mimar İmre Steindl imzalı neogotik bina, öyle büyük ki (268 m uzunluğunda) tek bir fotoğraf karesine ancak şehrin tepe noktalarındayken sığabiliyor. 1884-1902 yılları arasında yapılan binanın 691 odası varmış. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9Wm4HrnXI/AAAAAAAAAWs/aXR3Ptg8Fwo/s1600-h/parlamento2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5093384929478942066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9Wm4HrnXI/AAAAAAAAAWs/aXR3Ptg8Fwo/s400/parlamento2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Peşte bölümünün önemli bir caddesi olan Vaci Utca, trafiğe kapalı bir alan, sağlı sollu mağazaların ve kafelerin yer aldığı uzunca bir cadde. Erzsebet (Elizabeth) Köprüsü’nün Peşte ayağı tarafındaki cadde (Vaci Utca) boyunca yürürken yolun sonunda büyük bir hal binası var. Dışardan bakınca hal gibi olmayan çok güzel bir bina. İçiyse, biberlerin, etlerin vb. birçok gıdanın vitrinlerden sarkıtıldığı oldukça hareketli, keyifli, Macar halkının arasına karışıp günlük yaşantılarına girmek için güzel bir yer. Geri dönüp alt geçitten geçerek caddenin diğer tarafına geçince ise uzun yürüyüşe bir tatlı molası verilebilir. Çünkü caddenin bu bölümünün sonunda ünlü bir pastane var. Vörösmarty Meydanı’ndaki Gerbeaud (Jerbo) Kafe 1858'den beri hizmet veren Avrupa’nın en eski ve en büyük pastanesi imiş. İçi barok tarzı döşenmiş bu pastane, şehrin önemli buluşma noktalarından. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Düzlük bir alanda kurulu Peşte bölümünden sonra tepelik olan Buda bölümüne geçmek için Tuna üzerindeki yedisi trafiğe açık dokuz köprüden biri kullanılabilir. Biz Margit Köprüsü’nden geçip önce ortadaki adaya uğramaya karar verdik. Margit ve Arpad Köprüleri arasında kalan yeşillikler içindeki, Macar halkının havuz kenarlarında serinlediği ve güneşlendiği, içinden otobüs de geçen Margit Adası, tekne turlarının da uğrak noktalarından. Sanki şehir içinde bir sayfiye noktası gibi. Bisikletle gezenler, sere serpe çimlere uzananlar, yürüyüş yapanlarla dolu bir ada. Macar halkı spor yapmaya düşkün. Özellikle parklarda koşu yapan birçok kişi gördük. Sanırım hem erkek hem de kadınlarının güzelliğinde spora düşkünlüklerinin katkısı vardır. Yaz sıcaklıklarının mevsim normallerinin çok üstünde olması, alışık olmadıkları sıcaklıklar sebebiyle midir bilinmez, Macar kadınlarının etek-şort boyları boy denemeyecek ölçülere varırken, metrolarda tişörtlerini açıp göbeklerini serinletmeye çalışan veya sokaklarda tişörtsüz gezen erkekler vb. birçok görüntüyle karşılaşmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Margit Köprüsü’nden devam edip Buda’ya doğru geçince başlıca dikkat çeken turistik mekânlardan Matthias Kilisesi, Kraliyet Sarayı ve Balıkçılar Burcu aynı tepe (Kale Tepesi) üstünde kurulmuş. Bu bölüm aynı zamanda UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesinde de yer alıyor. Matthias Kilisesi çatısı renkli seramik kaplı Macaristan’ın ikinci büyük kilisesi. 13. ve 15. yy.lar arasında yapılmış. Kanuni Sultan Süleyman burayı fethettiğinde burası bir süreliğine cami olmuş ve kendisi de burada namaz kılmış. Bugünkü neogotik tarzı ise 1896 yılında geçirdiği büyük restorasyonda verilmiş. Şimdi de restorasyonda idi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9WyoHrnYI/AAAAAAAAAW0/EZSefMkA39g/s1600-h/royalpalace1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5093385131342404994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9WyoHrnYI/AAAAAAAAAW0/EZSefMkA39g/s400/royalpalace1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kilisenin önünden aşağıya doğru yürüyünce yol direk Kraliyet Sarayı’na çıkıyor. Macar ulusal sembollerinden olan Saray, 13.yy.’dan beri savaşlara ve işgallere tanıklık etmiş. Üç kere tahrip edilmiş ve o dönemin mimari tarzıyla yeniden yapılmış. Şimdiki neoklasik tarzı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılmış. Peşte’deki Parlamento Binası nasıl Peşte’nin simgesi olarak her yerden görünüyorsa, Kraliyet Sarayı da Buda’da bu görevi görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarayın bahçesinden Peşte manzarasına ve sadece aşıkların gözüne mavi görünen(!) Tuna’ya tekrar tekrar bakıp kiliseye doğru yürüyoruz. Balıkçılar Burcu, 1800’lerin sonunda ortaçağdan kalma bir balık pazarına yapıldığı için adı da Balıkçılar Burcu olmuş. Tuna’ya ve Peşte’ye tepeden bakan yedi burç, merdivenleri, teraslarıyla etkileyici bir manzara oluşturuyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9VUoHrnVI/AAAAAAAAAWc/5It9qx55khc/s1600-h/balikcilar1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5093383516434701650" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9VUoHrnVI/AAAAAAAAAWc/5It9qx55khc/s400/balikcilar1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9VUoHrnVI/AAAAAAAAAWc/5It9qx55khc/s1600-h/balikcilar1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bizim yaptığımız gibi akşamüzeri gidip gün ışığında burçları görüp Peşte’ye bakıp meydanın arka tarafında bulunan Miro Kafe’ye gidilebilir. Bu kafe ilginç dekorasyonuyla hemen dikkati çekiyor. Eğri büğrü demirlerden renkli sandalyeleri, turuncu, lacivert duvarları ve hoş atmosferiyle yürüyüşe bir mola vermek için ideal. Akşamları canlı müzik eşliğinde yemek de yenilebilir. Örneğin, Macarların meşhur çorbası olan gulyaş içilebilir. Gulyaş için, bizim tas kebabının daha sulu hali denilebilir. Patates ve sığır etiyle hazırlanan çorba, küçük bir bakracın içinde servis ediliyor. Kıvamlı ve baharatlı kırmızı suyu olan güzel bir çorba. Hava karardıktan sonra ise tekrar burçlara dönüp teraslarından muhteşem ışıklandırılmış Peşte’ye bir kez daha bakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yine Buda tarafındaki Gellert Tepesi ise şehrin diğer bir yükseltisi. Bu tepede, 14 m yüksekliğinde defne dalı tutan ve barışı simgeleyen bir kadın heykeli var. Bulunduğu bölgeden tüm şehri izlemek mümkün. Ama buradaki manzara daha çok yeşilliği çok az olan dümdüz Peşte’nin bina üstüne bina görüntüsünü veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Margit Köprüsü’nden geçip sağa dönünce Török Ut (Türk Caddesi) boyunca ilerleyince Mescet (Mescit) Sokağı’nda bir tepenin üzerinde yer alan Gül Baba Türbesi de ziyaret edilebilir. Osmanlı’nın Macaristan’ı fethi sonrasında Buda’ya giden Gül Baba, yaşadığı dönemde Macar halkı tarafından sevilmiş ve saygı görmüş bir Bektaşi’dir. Ispartalı Gül Baba, üzerinde taşıdığı güllerden dolayı bu adla anılıyormuş. Osmanlının Buda Kalesi önündeki savaşlarında (1541) şehit düşen Gül Baba’nın türbesi Macarlar tarafından özenle ve saygıyla korunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Budapeşte’de ulaşım çok rahat. Deak Ter istasyonunda kesişen üç farklı metro hattı (Sarı, mavi, kırmızı) var. Dördüncüsü de yapılmakta. Tramvay, troleybüs ve otobüsler de var. 04.30 ile 23.00 arası çalışıyorlar. 230 Forintlik biletler hepsinde de geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/budapeste.html"&gt;www.geziyazilari.net/budapeste.html&lt;/a&gt; sayfama bakabilirsiniz. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3362560456597663164?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3362560456597663164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3362560456597663164&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3362560456597663164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3362560456597663164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/07/ah-buda-ah-petetunann-kraliesi.html' title='Ah Buda Ah Peşte:Tuna&apos;nın Kraliçesi'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rq9WcYHrnWI/AAAAAAAAAWk/wxxCxI336vk/s72-c/kahramanlar2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3021212072481865550</id><published>2007-07-02T15:26:00.001+02:00</published><updated>2007-08-20T14:04:17.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Antalya’nın Şelaleleri...</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;Ülkemizin özellikle yaz aylarında çokça ziyaret edilen ve sevilen şehirlerinden olan Antalya, tatil yapmak için mükemmel yerlerinin yanı sıra, antik Pamfilya, Pisidya ve Likya bölgelerinin kesiştiği bir noktada yer almasından dolayı tarihi güzellikleriyle insanı büyülüyor. Antalya’ya turistlik ziyaretleri artıran doğal güzelliklerinden biri de hiç kuşkusuz mükemmel şelaleleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düden Şelalesi: &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9N_6QQqI/AAAAAAAAAVc/CUCgNGep1QA/s1600-h/dudenselale1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082590596423500450" style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9N_6QQqI/AAAAAAAAAVc/CUCgNGep1QA/s400/dudenselale1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya'nın yaklaşık 15 km. kuzey doğusunda bulunan Düden Şelalesi, mükemmel görüntüsüyle ve 15-20 m. yükseklikten akan buz gibi sularıyla ilk görüşte insanın içini serinletir. Yemyeşil sık ağaçlar arasından mükemmel bir görüntü veren şelalenin kenarındaki yürüyüş alanında yürürken bile tabana çarpan sular ıslatıp tatlı bir serinlik veriyor. Şelalenin etrafında, piknik alanı, kafeterya vb. bulmak da mümkün. Bir de Aşağı Düden Şelalesi denilen 40 m. yükseklikten denize akan bir şelale varmış ama onu görmedim ben.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9cP6QQsI/AAAAAAAAAVs/kNKibAg7tWc/s1600-h/dudenselale2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082590841236636354" style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9cP6QQsI/AAAAAAAAAVs/kNKibAg7tWc/s400/dudenselale2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurşunlu Şelalesi:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9m_6QQuI/AAAAAAAAAV8/nTAS5zhoQI8/s1600-h/kursunluselale2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082591025920230114" style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9m_6QQuI/AAAAAAAAAV8/nTAS5zhoQI8/s400/kursunluselale2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı içinde bulunan şelale, ağaçlar arasında 18 m. yükseklikten tüflerden oluşmuş taşların üstünden dökülür. Küçük bir kanyon içindeki şelale 1986 yılında turizme açılmış. Döküldüğü yerde oluşan küçük göletlerdeki suyun rengi ve içindeki minicik balıklarıyla çok güzel. Küçük bir yürüyüş alanı da var ve buradan yürüyerek şelalenin arkasına geçerek tepeden gürül gürül akan suyu çok yakından hissedebilirsiniz. Piknik alanı ve manzara seyir terasları da var.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj_UP6QQxI/AAAAAAAAAWU/bBXAMs1rE_w/s1600-h/kursunluselale3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082592902820938514" style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj_UP6QQxI/AAAAAAAAAWU/bBXAMs1rE_w/s400/kursunluselale3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manavgat Şelalesi:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9yP6QQwI/AAAAAAAAAWM/H_dm9d8DZ7U/s1600-h/manavgat2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5082591219193758466" style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9yP6QQwI/AAAAAAAAAWM/H_dm9d8DZ7U/s400/manavgat2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Manavgat ilçesinde bulunan şelale, Manavgat Nehri’nin 4-5 m. yüksekten dökülmesiyle bembeyaz sulardan mükemmel bir görüntü oluşturur. Diğer iki şelaleden farklı olarak yüksekliği az olsa da, geniş bir alandan döküldüğünden gürül gürül bembeyaz akmasıyla ve içine girilip buz gibi sularını hissetme imkanıyla çok güzeldir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3021212072481865550?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3021212072481865550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3021212072481865550&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3021212072481865550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3021212072481865550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/07/antalyann-elaleleri.html' title='Antalya’nın Şelaleleri...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Roj9N_6QQqI/AAAAAAAAAVc/CUCgNGep1QA/s72-c/dudenselale1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-1315048491868362910</id><published>2007-05-08T06:43:00.000+02:00</published><updated>2007-05-10T06:44:10.689+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ege'nin İncisi İzmir 2...</title><content type='html'>İzmir gezisinin ikinci gününde yine Buca’dan bindiğimiz otobüsle yaklaşık 1,5 saat yol alarak Balçova’ya teleferiğe binmeye gittik. Öğrenciler için 1,75 YTL, siviller için 2,5 YTL ücreti olan teleferik, hafta içi saat &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAtSTbf3I/AAAAAAAAAU0/p-XHdz-6H_8/s1600-h/teleferik2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062046759171882866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAtSTbf3I/AAAAAAAAAU0/p-XHdz-6H_8/s200/teleferik2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;başı ve buçuklarda, tatil günleri sürekli olarak kalkm&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAoSTbf2I/AAAAAAAAAUs/7Hp6v8haIVw/s1600-h/teleferik1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062046673272536930" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAoSTbf2I/AAAAAAAAAUs/7Hp6v8haIVw/s200/teleferik1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;akta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-6 dakika süren, aşağıya bakarken ağaçları, karşıya bakarken tüm körfezi görebileceğiniz yükseklik korkusu olanlar için zorlu ama keyifli bir yolculuk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 kişilik teleferikle tepeye varınca çam ağaçları içinde çok güzel bir manzara veren bir mesire yerine varılıyor. Ve tabi her Türk’ün aklını başından alan bir mangal kokusu başlıyor. Tok bile olsanız çok cazip gelen kokulara dayanamayınca kendinizi bir restorantta ya da kendin pişir kendin ye bölümünde mangalda ateşi yellerken bulabilirsiniz. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAXCTbf0I/AAAAAAAAAUc/vlhuPX2lZ-Y/s1600-h/inciraltÄ±1.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fazla vaktimiz olmadığı için biz mangaldan uzak kalmayı -nasıl olduysa- başararak teleferikle aşağıya inip İnciraltı sahiline gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnciraltı, deniz kenarında Atatürk Öğrenci Yurdu’nun da olduğu çok güzel bir yer. Otobüsle geçtiğimiz yerlerde sağda seralar sol tarafta ise eğlence alanları vardı. Çocuklar için oyun alanları, buz pateni pisti vb. birçok aktiviteye uygun yerler gö&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAgyTbf1I/AAAAAAAAAUk/Ft3JoKH1QSo/s1600-h/inciraltÄ±1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062046544423518034" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAgyTbf1I/AAAAAAAAAUk/Ft3JoKH1QSo/s320/inciralt%C4%B11.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rdük. Biz ise sahilde inerek deniz kenarında uzun bir yürüyüş yaptık. Öğrencilerin çok olduğu yerlerde kafe-barlar da oldukça fazla. İnciraltı’nda da birçok güzel kafe vardı. Biz Turkuaz’a gittik. Çok geniş bir alanda çocuk oyun alanları, sürekli canlı müzik olan salonu, minderli koltukların olduğu bahçe, tahta masaların olduğu bölüm gibi farklı alanları olan, self-servis yüzlerce çeşit arasından istediğinizi yiyebileceğiniz güzel bir mekan. İnciraltı’nda Crown Plaza Oteli ve büyük bir alışveriş merkezi olan Özdilek de var. Gün sonunda Özdilek’ten alışveriş yapıp sahilden giden müşteri servisine binerek 20 dakikada Konak’a vardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmaya başlasa da içimizdeki başka yerleri de görme isteğiyle Konak’tan metroya binerek 12 dakikalık bir yolculukla Bornova’ya gittik. Bornova, Ege Üniversitesi’nin bulunduğu, dolayısıyla öğrencisi bol bir ilçe. Genellikle bütün gençlerin gittiği Küçük Park’taki Sevgi Yolu’na gittik. Burası sağlı sollu birçok kafenin olduğu ve müdavimleri gençler –öğrenciler- olan bir sokak. Orada oturmak yerine şehri dolaşmayı tercih ettik. Bornova İzmir merkeze göre oldukça yeşil bir ilçe. Büyük Park dışında da şehir oldukça ağaçlıklı. Yeni açılan Forum Bornova adındaki alışveriş merkezi de son zamanlarda çok gidilen mekanlar arasındaymış ama alışveriş yaparak vakit geçirmek istemediğim için oraya gitmedik. İzmir’de birçok barda fıçı bira yerine şişe bira tercih ediliyor. Biz de gün sonunda eve gitmeden buz gibi şişe biramızı Bornova’da içerek otobüsle eve döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü gün bugün nereye gitsek diye düşünürken öğlen saati olmasına rağmen birden Çeşme’ye gitmeye karar verdik. Bunun için önce Üçyol’a gidip oradan da midibüslere binmek ve büyük ihtimalle saatler harcamak gerekiy&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAA_yTbf4I/AAAAAAAAAU8/ZUnwhd2ht2I/s1600-h/cesme1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062047076999462786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAA_yTbf4I/AAAAAAAAAU8/ZUnwhd2ht2I/s320/cesme1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ordu. Üçyol’dan 7 YTL’lik biletlerle Çeşme’ye midibüsler var. Tıpkı düşündüğümüz gibi oraya vardığımızda saat beşe geliyordu. Yaz sezonuna hazırlanan Çeşme öyle sakin öyle keyifliydi ki, yazın gitseniz asla bulamayacağınız bir huzur vardı. Çarşıdan geçip bomboş sahilde yürüdük.&lt;br /&gt;Oraya kadar gitmişken İzmir kumrusu ve üzerine de sakızlı dondurma yemenin şart olduğuna kendimizi inandırdık. Çok da güzel oldu. Sakızlı dondurma, sakız reçeli, sakız macunu gibi yiyeceklere sıkça rastlamak mümkün. Yerli halkın dükkanlarının önünde sohbet ettiği Çeşme turundan sonra adını rüzgar sörfü yapılan mükemmel yer olarak hep duyduğumuz Alaçatı’ya gitmek istedik. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkKh2iTbf5I/AAAAAAAAAVE/_oTeE--3Cwc/s1600-h/cesme2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062786889411166098" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkKh2iTbf5I/AAAAAAAAAVE/_oTeE--3Cwc/s320/cesme2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahilden kalkan minibüslerle 15-20 dakika süren yol boyunca önce mükemmel villaların olduğu Ilıca bölgesinden geçerek Alaçatı’ya vardık.&lt;br /&gt;Alaçatı hakkında bildiğimiz tek şey “sörf” olduğu için önce dar sokaklı evler arasında yürürken denizin ne tarafta olduğunu kestirmeye çalıştık. Bir türlü bulamayınca da sorduk ve aldığımız cevap aynen şöyleydi. “Alaçatı’da deniz yok ki”. “Nasıl yani, nerde sörf yapılıyor” şeklinde şaşırma sorusuyla 5 km. ileride olduğunu öğrenince biraz hayalkırıklığı yaşadık ama Alaçatı o kadar güzeldi ki bu fazla uzun &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkKh_CTbf6I/AAAAAAAAAVM/i23zVlks5iw/s1600-h/alacati1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062787035440054178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkKh_CTbf6I/AAAAAAAAAVM/i23zVlks5iw/s320/alacati1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;sürmedi. Alaçatı’ya çok gelişmiş hatta lüks bir köy mü demeli bilmiyorum. Daracık sokaklar arasında iki katlı muhteşem cumbalı taş evlerin pencerelerinden çiçekler sarkan, birçok ünlü mağazanın –şu anda kapalı olsa da- bulunduğu, çok güzel kafe ve restorantların olduğu ama köy tadında samimi bir havası var. İmren Pastanesi’nden aldığımız –yine- sakızlı dondurma ise öyle güzeldi ki...&lt;br /&gt;Öyle bir havası var ki, sanki o sokaklardan birisi denize açılacakmış, mavi boyalı pencereler gibi birden masmavi deniz görünecekmiş gibi geliyor insana. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkKiCyTbf7I/AAAAAAAAAVU/dviir4RKTfw/s1600-h/alacati2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5062787099864563634" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkKiCyTbf7I/AAAAAAAAAVU/dviir4RKTfw/s320/alacati2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Büyük çoğunluğu ev değil, kafe vb. işletme olan beyaz taş evler arasında –sanırım sakız ev deniyor onlara- dolaşırken civarda yeni yapılan evler olduğunu da gördük. Hepsi de genel mimari yapıya uygun cumbalı taş evler stilindeydi. Genel dokuyu bozmadan böylesi güzel yeni yapılan evlerden birinin bahçesine bakmaya çalışırken düşüp fotoğraf makinemi çalışamaz duruma getirince ne yazık ki onları çekemedim. Ve tabi köyün girişindeki yel değirmenleri ve oradan görünen manzarayı da...&lt;br /&gt;Turistlerin olmadığı sadece yerli halkın olduğu bir zamanda keyifli bir geziden sonra bir paket de sakızlı un kurabiyesi olarak ve de “iyi ki gelmişiz” diyerek eve döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa süreli de olsa bolca gezmeli geçen İzmir günlerinde beni evinde ağırlayan ve her yeri gezdiren kuzenim Mihriban’a bir kere daha teşekkürler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-1315048491868362910?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/1315048491868362910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=1315048491868362910&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1315048491868362910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1315048491868362910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/05/egenin-incisi-izmir-2.html' title='Ege&apos;nin İncisi İzmir 2...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RkAAtSTbf3I/AAAAAAAAAU0/p-XHdz-6H_8/s72-c/teleferik2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-2872091284396967184</id><published>2007-05-05T09:32:00.000+02:00</published><updated>2007-05-05T09:45:16.424+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ege'nin İncisi İzmir...</title><content type='html'>Nisan ayında küçük bir tatil fırsatı bulunca İzmir'de üniversitede okuyan kuzenimin yanına gitmeye karar verdim. Uçak bileti ayarlayıp zamandan kazandım ve dolu dolu geçecek bir İzmir yolculuğu başladı. İlk gün üniversitenin yakınında Buca'da oturan kuzenimin evinden çıktık ve otobüsle ön&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RjwzgCTbfsI/AAAAAAAAATc/HQb04TsBblw/s1600-h/asansor.JPG"&gt;&lt;/a&gt;ce Konak'a gittik. Pazar günü v&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1ISTbfwI/AAAAAAAAAT8/1IbiXkVjVHY/s1600-h/asansor.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060978497726152450" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1ISTbfwI/AAAAAAAAAT8/1IbiXkVjVHY/s400/asansor.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;e havanın da çok güzel olmasından dolayı oldukça kalabalıktı meydan. Konak'tan Devlet Tiyatrosu'nun önünden yürüyerek Asansör'e gittik, İzmir'e tepeden bakmak için. Tarihi Asansör, Güzelyalı semtinde, 1907 yılında yapılmış. Mithatpaşa'dan Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne çıkmak için 155 basamağı çıkmak gerekiyormuş. Halka kolaylık olsun diye de bir işadamı olan Nesim Levi Bayrakoğlu yaptırmış. Hala da bu amaçla kullanılan Asansör, 1992’de restore edilerek aynı zamanda turistik mekanlardan biri haline gelmiş. Yukarıda bir de restorant bulunmakta. Asansör’ün girişi, iki yanı eski taş evler olan Dario Moreno Sokağı’nda. Dario Moreno, çok sevdiğimiz “Deniz ve Mehtap”, “Seni Beklerim Öptüğüm Yerde”, “Hatıralar Hayal Oldu” gibi çok sevdiğimiz şarkıları yapan, İzmir aşığı bir sanatçı. Bir dönem oturduğu evin bulunduğu sokağa daha sonra adı verilmiş. “Vasiyet” isimli bir de şiiri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İzmir tatlı ve sevgili şehrim&lt;br /&gt;bir gün şayet senden uzakta ölürsem&lt;br /&gt;beni sana getirsinler...&lt;br /&gt;fakat mezarıma götürürlerken&lt;br /&gt;"öldü" demesinler, "uyuyor" desinler,&lt;br /&gt;tatlı izmir'im...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansörden sonra sahilden yürüyerek tekrar Konak’a döndük. Meydandaki en önemli eserlerden biri İzmir’in simgesi haline gelen Saat Kulesi ve onun yakın arkadaşları güvercinler. 1901’de II.Aldülhamit’in tah&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RjwzrCTbftI/AAAAAAAAATk/KzDy_tf3xVY/s1600-h/saatkulesi.JPG"&gt;&lt;/a&gt;ta çıkışının 25.yılı için yaptırılan 25 mt. yüksekliğindeki kulenin dört tarafında da çeşmeleri var. Tepesindeki&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1RyTbfxI/AAAAAAAAAUE/BLzB1xYQb1U/s1600-h/saatkulesi.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060978660934909714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1RyTbfxI/AAAAAAAAAUE/BLzB1xYQb1U/s400/saatkulesi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; saat ise Alman İmparatoru 2. Wilhelm'in armağanı imiş. Meydanın ortasında yer alan Saat Kulesi, hemen karşısında yer alan firuze çinilerle süslü ufacık Konak Yalı Camiisi ile birlikte Konak Meydanı’na çok güzel bir görüntü katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydandan Kemeraltı Çarşısına doğru gidince, hediyelik eşyalar, her türlü giysi vb. birçok ürün satan dükkanla karşılaşılıyor. Çarşıda şöyle bir dolaşıp, mutlaka Kızlarağası Han’a uğramalı. 1745 civarında yapılan Hisar Camisi’nin yanında yer alan kare planlı Han, el sanatları ürünlerin, halıların, bakır eşyaların, hediyeliklerin bulunduğu, keyifli kahve içme molaları verilen çok güzel bir yapı. Fincanda pişen Türk kahvesi yapıyorlar. Ocağın üstüne fincanı koyarak pişirdikleri kahvenin ardından dilerseniz “altı ay garantili” fal da bakıyorlar. Mistik bir ortamda içilen güzel bir kahvenin ardından dinlenmiş ve keyifli bir şekilde artık Kordonboyu gezilebilir. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1aSTbfyI/AAAAAAAAAUM/vgvFn64qMvA/s1600-h/pasaport1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060978806963797794" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1aSTbfyI/AAAAAAAAAUM/vgvFn64qMvA/s400/pasaport1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’i hiç görmeyenlerin bile bildiği Kordonboyu ününü hakeden bir güzellikte. Bir yanı masmavi İzmir Körfezi, diğer yanı çimenlerine uzanılan, bodur ağaçlarının altında oturulan, acıkıp susayınca da sahil boyunca uzanan hoş restorantlarından dilediğinize girebileceğiniz Kordonboyu’nda hiç sıkılmadan saatler geçirebilirsiniz. Dilerseniz sizi bekleyen faytonlarla da bir tur atabilirsiniz. Konak Meydanı’nda Kordonboyu’na ilk girilen yer Pasaport olarak biliniyor. Pasaport İskelesi, dalgalı siyah-beyaz zemini, sarı iskelesiyle çok güzel görünüyor. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjwz8iTbfuI/AAAAAAAAATs/cOnuZAIa_d8/s1600-h/pasaport1.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alsancak’a doğru yürümeye devam ederken iki katlı ahşap beyaz bir ev dikkati çekiyor. Yanına yaklaşınca Atatürk Müzesi olduğunu görünce içine girip dolaştık. 1862 yılında yapılan tarihi bina, 1927 yılında İzmir Belediyesi tarafından Atatürk'e armağan edilmiş. Atatürk, İzmir’ gittiğinde bu evde kalmış ve çalışmalarını burada sürdürmüş. 1941 yılında müzeye dönüştürülmüş. Ücretsiz girilen müzenin ilk katındaki odalara girilmiyordu ama merdivene serili bordo halılarından geçip ikinci kata gelince genişçe bir salon yer alıyor. Salona bakan odalar ise Atatürk’ün yattığı ve çalışma odası, yaver odası gibi birkaç odadan oluşuyor. Varolan eşyaları korumak adına odaların içine girilip eşyalara dokunulmuyor, sadece kapısından içeri bakılıyor. Bir zamanlar Atatürk’ün orada kaldığını bilmenin heyecanıyla, çalışma odasının penceresinden İzmir Körfezi’ne bakıp kahvesini içtiğini ve bu güzel ülkenin düşmana verilemeyecek kadar güzel olduğunu düşündüğünü hayal ederek müzeden ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müze’den çıkıp arka sokağa geçince birçok ünlü mağazaların yer aldığı Gül Sokak ve birçok kafen&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw0GCTbfvI/AAAAAAAAAT0/hZCu_E4S_0s/s1600-h/kordonboyu4.JPG"&gt;&lt;/a&gt;in bulunduğu Kıbrıs Şehitleri Caddesi yer alıyor. Sevinç Pastanesi –buluşma noktalarından biri- ile liman arasındaki sokağın yeme-içme ve eğlence merkezi olarak dinamik bir görüntüsü var. Caddenin iki tarafında ise özgün mimarileriyle dizi dizi evler &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1hiTbfzI/AAAAAAAAAUU/TokIJae7u2Q/s1600-h/kordonboyu4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060978931517849394" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1hiTbfzI/AAAAAAAAAUU/TokIJae7u2Q/s400/kordonboyu4.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;sıralanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havanın kararmaya başladığı sıralarda, güneş denizin üzerinde batarken şehir hatları vapuruna atlayıp Karşıyaka’ya geçtik. Beşiktaş-Kadıköy hattı gibi gündüzleri dolup dolup boşalan vapurda, akşam saati olduğundan sürekli fotoğraf çeken yerli-yabancı turistler vardı. Denizdeki akşam rüzgarı savururken bir bardak sıcak çayımızı içip Karşıyaka’ya vardık. Hava iyiden iyiye kararmış olduğundan çarşısını gezip sahilinde bu sefer Konak’a bakarak yürüdük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’in her yerini dolaşan Eshot (yani bizim İETT) otobüslerinden birine binip uzun bir yolculukla Buca’ya döndük. İzmir’de şehir içi ulaşımında otobüslerin yoğun olarak kullanıldığını farkettim. İstanbul’daki gibi minibüs pek yok. Otobüsler şehrin her yerine gidiyor fakat pek çoğu eski ve körüklü otobüsler. Metro da fazlaca kullanılmakta. Hatta varolan metro hattını uzatma çalışmaları da çalışmaları sürüyor. Şu anki Metro Üçyol-Bornova arasında çalışıyor yolun bir kısmı yeraltından bir kısmı üstünden gidiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-2872091284396967184?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/2872091284396967184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=2872091284396967184&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/2872091284396967184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/2872091284396967184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/05/egenin-incisi-izmir.html' title='Ege&apos;nin İncisi İzmir...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rjw1ISTbfwI/AAAAAAAAAT8/1IbiXkVjVHY/s72-c/asansor.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-9211643622760002570</id><published>2007-03-21T09:36:00.000+02:00</published><updated>2007-03-21T09:48:36.592+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Bergama Antik Kenti ve Asklepion</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RgDiMPwzNrI/AAAAAAAAATI/CQdmeNWoYyA/s1600-h/bergama3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5044280282672477874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RgDiMPwzNrI/AAAAAAAAATI/CQdmeNWoYyA/s320/bergama3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bergama ya da antik dönemdeki adıyla Pergamon, İyon’dan, Romalılara, Selçuklu’dan, Osmanlı’ya birçok medeniyetin yaşadığı bir tarihe sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik kentte tepede kurulu olan Akropol’de şehrin ileri gelenleri otururken halk aşağı bölümlerde otururmuş. Tapınaklar da tabi ki Akropol’de yer alıyor. Traianus Tapınağı, Roma İmparatoru Traian için yapılmış. Sütunlarından bazıları hala ayakta. Şarap tanrısı Dionysos Tapınağı ve sadece temelleri kalan Athena Tapınağı da zamanında çok önemli tapınaklarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akropol’ün bence en güzeli, dünyanın en dik tiyatrosu olarak bilinen upuzun, kocaman tiyatrosu. Dik merdivenlerinden sahneye kadar inip tekrar yukarı çıkıp eski dönemlerdeki oyunları gözünüzde canlandırmaya çalışmak çok keyifli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RgDiTPwzNsI/AAAAAAAAATQ/s_8Nl3sOU0o/s1600-h/bergama1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5044280402931562178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RgDiTPwzNsI/AAAAAAAAATQ/s_8Nl3sOU0o/s320/bergama1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Antik kentteki Zeus Sunağı’nın olduğu yerde ise, bugün sadece temel kalıntıları ve ağaç var. 2.Abdülhamit zamanında sunak Almanlar tarafından Berlin'e götürülmüş. Buradan götürülen eserler Berlin’de Pergamon Müzesi’nde sergilenmekte. Sunak ve Bergama fotoğrafları için &lt;a href="http://www.didimli.com/galeri/pergamon.htm"&gt;Pergamon&lt;/a&gt; adresine bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik dönemlerde özellikle ruhsal hastalıkların tedavisi için merkezler varmış. Bunlardan biri de Asklepion. Geçmişiyle çok eskilere dayanan Asklepion Sağlık Kenti, mitolojideki sağlık tanrısı Asklepieos'a adanmış yüzyıllar boyu ünlü bir tedavi merkezi olmuş. Sağlık merkezine ölümcül hastalar alınmazmış. İçeri alınan hastalar, 650 metre uzunluğundaki kutsal yoldan yürür, bugün bile içilebilen şifalı sudan içer ve bununla yıkanır, daha sonra hastalığın tedavisine başlanırmış.&lt;br /&gt;Hastalar için bir de tiyatrosu olan alanı kocaman bir sağlık kompleksi olarak düşünebiliriz. Burada yer altında bir tünel var. Tünelin tavanında da pencereler. Hastalar bu tünelden geçerken yukarıdaki pencerelerden “iyileşeceksin” şeklinde telkinler verilirmiş. Telkin, müzik ve şifalı otlarla tedavi yöntemi kullanılıyormuş. Biz de geçtik o tünelden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bergama’da şehir içinde bir de Bazilika var. Kırmızı renkli tuğladan yapılan bazilika Kızıl Avlu olarak da biliniyor. Hristiyanlığın ilk 7 kilisesinden biri olarak adı İncil'de de geçmekteymiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-9211643622760002570?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/9211643622760002570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=9211643622760002570&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/9211643622760002570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/9211643622760002570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/03/bergama.html' title='Bergama Antik Kenti ve Asklepion'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RgDiMPwzNrI/AAAAAAAAATI/CQdmeNWoYyA/s72-c/bergama3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-455352759978517900</id><published>2007-03-19T08:58:00.000+02:00</published><updated>2007-03-19T09:14:44.932+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Dalyan'da Çamur Banyosu, Sazlıklar ve Caretta-Carettalar..</title><content type='html'>Likya turunda uğradığımız Dalyan, özellikle yabancı turistlerin çokça bulunduğu turistlik bölgelerimizden birisi. İnsanı Dalyan’a çekebilecek birçok şey var. Dalyan’a iki defa gittik. İlkinde güzellik verdiğine inanılan çamur banyosu yaptık. Çamur dolu küçük havuza girip baştan aşağı bir güzel çamura bulanıp Dalyan güneşinde 45 dakika bekleyerek çamurun kurumasını bekliyorsunuz. Ardından duş alıp sonra da çürük yumurta vb. çok kötü kokular saçan kükürtlü suya girince güzelliğinize güzellik katılıyor. Tabi bunları yapabilirsiniz. Bu durumu yabancılara nasıl anlattıysak bu konuda çok başarılı olmuşuz. Çamuru gözbebekleri hariç her yerlerine sürüp kötü kokulu suyu nerdeyse içecek duruma gelmişler. Tabi onlar da işin eğlencesinde. Kokuya dayanabilirseniz eğlenceli dakikalar yaşayacağınız şüphesiz. O kokuyu çıkarmak için otele koşup bir an önce yıkanmak da isteyebilirsiniz. Ama bence denemeye değer. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rf41Ng28oBI/AAAAAAAAATA/FpitYeoQxf4/s1600-h/dalyan1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043527138976505874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rf41Ng28oBI/AAAAAAAAATA/FpitYeoQxf4/s320/dalyan1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyceğiz Gölü’nün Akdeniz’le birleşme yolundaki Dalyan Deltası’nın muhteşem güzelliğini ise anlatmak değil, görmek gerekir. Sazlıklardan yapılma dev bir labirentin içinde olduğunuzu hissettiren tekne turuna mutlaka çıkılmalı. Bu yolculuk sırasında çevredeki kayalara oyulmuş kral mezarlarına bakarak kuşların, doğanın tadını çıkara çıkara süzülürsünüz yemyeşil suların üzerinde. Sazlıklar arasında yapılan 30-40 dakikalık bu yolculukla ulaşılabilen İztuzu Plajı’nda sapsarı incecik kumların önünde ise berrak, masmavi bir deniz uzanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafı tatlı su diğer tarafı Akdeniz olan bu mükemmel kumsala Nisan-Eylül ayları arasında kocaman caretta-caretta kaplumbağaları gelerek yumurtalarını bırakıyorlar. Akşam saatlerinde kumsala çıkan dişi kaplumbağa, ayaklarıyla incecik kumlarda çukurlar açarak pinpon topu büyüklüğünde 100 civarı yumurta bırakıyormuş. Yumurtadan çıkan yavruların denize ulaşmaları gerekiyor, denize ulaşamayanlar ne yazık ki kuruyarak ölüyorlar. Ulaşanların bazıları da kuşlara, balıklara yem olabiliyor. Yumurtadayken veya çıktıktan sonra bir çoğu ölse de yavrulardan 1-2 tanesinin bile canlı kalabilmesi deniz kaplumbağasının neslini sürdürebilmesi için yeterliymiş. Dalyan’ın simgesi haline gelen bu sevimli konuklarını, Dalyan’daki her türlü hediyelik eşyanın üzerinde de görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gidişimizde de sazlıklar arasında tekne turu yapmış, delta kenarında muhteşem balıklar yemiştik. Konakladığımız ikinci Dalyan gezisinden aklımda sivrisinekleri de kaldı. Otelin bahçesinde otururken o sıcakta, uzun kollu giysiler, çoraplar giymek zorunda kalmama rağmen giysilerin üstünden bile ısıran sinekler nedeniyle sivrisinek tableti takıp odada oturmak zorunda kalmıştım. Dışarı çıkarken de açıkta kalan yerlerimize sinekkovar sürüp gezmiştik. Dalyan sazlıklarının keyfini sürmenin akşamları da böyle sivrisinekli cefası oluyor. Olsun varsın, Dalyan çok güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalyan’la ilgili daha fazla bilgi almak ve mükemmel fotoğraflar görmek istiyorsanız &lt;a href="http://www.dalyaninfo.com"&gt;www.dalyaninfo.com&lt;/a&gt;  adresini tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.geziyazilari.net/dalyan.html"&gt;www.geziyazilari.net/dalyan.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-455352759978517900?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/455352759978517900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=455352759978517900&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/455352759978517900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/455352759978517900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/03/dalyanda-sazlklar-caretta-carettalar.html' title='Dalyan&apos;da Çamur Banyosu, Sazlıklar ve Caretta-Carettalar..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Rf41Ng28oBI/AAAAAAAAATA/FpitYeoQxf4/s72-c/dalyan1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8940576209718692759</id><published>2007-03-08T11:55:00.000+02:00</published><updated>2007-03-08T12:19:39.035+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Karlovy Vary.. Kaplıcalar Şehri...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_eWHRS4xI/AAAAAAAAASY/HLwPBOdlPBc/s1600-h/k_vary5.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_eCXRS4wI/AAAAAAAAASQ/mxBe-JkEm5M/s1600-h/k_vary2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039490640238535426" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_eCXRS4wI/AAAAAAAAASQ/mxBe-JkEm5M/s320/k_vary2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Prag'ın yaklaşık 125 km. batısında yer alan Karlovy Vary, şifalı termal sularıyla meşhur bir şehir. Prag'tan günübirlik turlar düzenleniyor ve bira yapımında kullanılan şerbetçiotu ekilmiş tarlalardan geçerek yol yaklaşık 2 saat sürüyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şehrin ortasından geçen ve "sıcak" anlamına gelen Tepla Nehri'nin iki kenarındaki, yetenekli bir çocuk tarafından çizilmiş ve kuru boyayla boyanmış izlenimi veren sıra sıra rengarenk evleri, tertemiz havası ve kaplıcalarıyla Prag'a kadar gitmişken görülmesi gereken bir yer bence.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_h5HRS41I/AAAAAAAAAS4/7dWZxNAc81o/s1600-h/k_vary7.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039494879371256658" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_h5HRS41I/AAAAAAAAAS4/7dWZxNAc81o/s320/k_vary7.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şehrin girişinde Atatürk'ün 1918 yılında kaldığı Carlsbad Plaza var. (Şehre Carlsbad da deniyor. Kral'ın banyosu anlamında) . Otelin girişinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Kemal Atatürk burada kalmıştır yazan bir levha da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde Colonnade denilen ve sularından içme imkanı bulunan 12 kaynak suyu var. Üçü büyük onlarca da tedavi merkezi... Fotoğrafta görülen dantel gibi kenarları olan Market Colonnade. Bu termallerin içinde en çok ziyaretçi çekeni suyun sıcaklığının 73,6 derece olduğu Hot Spring Colonnade. Üçüncüsü ise Mill Spring Colonnade. Bu sular, por&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_e2HRS4zI/AAAAAAAAASo/SnECQzaGnZ8/s1600-h/k_vary10.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039491529296765746" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_e2HRS4zI/AAAAAAAAASo/SnECQzaGnZ8/s320/k_vary10.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;selenden yapılma ucu çaydanlığa benzeyen değişik bir fincanla içiliyor. Tabi bir kere içmekle bir tedavi olmuyor ama yine de tüm turistlerin ellerinde o fincanlarla su içmeleri gelenek gibi olmuş. Tadının kötü olduğunu duyduğum için ben denememiştim.  Bu sular kemik hastalıkları, bel fıtığı, kireçlenme, solunum enfeksiyonları, mide hastalıkları gibi hastalıklara iyi geliyormuş. Kaynak sularının içindeki temel bileşenler be&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_fGnRS40I/AAAAAAAAASw/ujk9G0VOAyo/s1600-h/k_vary3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039491812764607298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_fGnRS40I/AAAAAAAAASw/ujk9G0VOAyo/s320/k_vary3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;nzer fakat ısıları ve karbondioksit miktarları farklı olduğundan etkileri de farklı oluyormuş. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çek’lerin meşhur (içtiğim andan itibaren hastası olduğum) likörü Becherovka, 1807 yılında ilk bu şehirde bir doktor tarafından yapılmış. Birçok farklı baharat ve şifalı bitkiyi karıştırıp ağrıları dindirmek için ilaç yapmaya çalışan doktor, karışıma alkol ekleyince tadının çok güzel olduğunu görmüş. Ve sonrasında tarçınımsı/karanfilimsi bir aroması olan bu muhteşem likör ortaya çıkmış. Alkol oranı %38. Bu içkinin ilk defa yapıldığı bu bina, şimdi müze olarak kullanılıyor. Mill Spring Colonnade'nin karşısında kocaman bir şisesi de yer alıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.geziyazilari.net/kvary.html"&gt;www.geziyazilari.net/kvary.html&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8940576209718692759?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8940576209718692759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8940576209718692759&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8940576209718692759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8940576209718692759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/03/karlovy-vary-kaplcalar-ehri.html' title='Karlovy Vary.. Kaplıcalar Şehri...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Re_eCXRS4wI/AAAAAAAAASQ/mxBe-JkEm5M/s72-c/k_vary2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-5659065019456586678</id><published>2007-03-05T07:56:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T20:28:12.522+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Güzel Atlar Ülkesi...</title><content type='html'>Kapadokya... İki yanardağ arasında kalmış bir düzlükte doğanın akıl almaz güzellikteki taşlarının görsel şöleni... Kaçışlar, mağaraların içine girilen, yerin yedi kat altına saklanan yaşamlar... Katpadukya yani güzel atlar ülkesi yani Urgup, Avanos ve Nevsehir ara&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/ReuxUvw24VI/AAAAAAAAASA/GG0yUkBDmHU/s1600-h/goreme.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038315578120921426" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/ReuxUvw24VI/AAAAAAAAASA/GG0yUkBDmHU/s320/goreme.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;sında bir rüya..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki defa gittik ikisi de sonbahardı. Ağaçların turuncuya dönen yapraklarıyla mağara evlerin arasında yürüyerek, kayalara tırmanarak doğanın güzelliklerini izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melendiz Çayı’nın ikiye böldüğü Ihlara Vadisi’nde çay kenarında yürümek, buz gibi suya elini sokmak, sonbaharın hüznünü vadinin içinde hissetmek için yüzlerce basamağı görmüyor gözümüz. Ağaçların altında yürüyerek ilk hristiyanlık dönemine ait kaya kiliselerine bakıyoruz. Ağaçaltı, Sümbüllü, Yılanlı, Kokar Kiliseleri bunlardan bazıları.. Fresklerin çoğu tahrip olmuş, mağaraların içi kötü kokuyor. Ama vadi yine de çok güzel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göreme Açık Hava Müzesi, Unesco Dünya Kültür Miras Listesi’nde yer alan bir varlığımız. Bu alanda 400’ün üstünde kilise olduğu söyleniyor. Elmalı Kilise, St. Barbara Şapeli, Yılanlı Kilise, Tokalı Kilise, Sandal Kilisesi, Karanlık Kilise bunlardan bazıları. Kiliselerde Hz. İsa’nın hayatı ve İncil’den bölümler freskler&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/ReuxbPw24WI/AAAAAAAAASI/Xw0K5q2HYDo/s1600-h/ihlara.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038315689790071138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/ReuxbPw24WI/AAAAAAAAASI/Xw0K5q2HYDo/s320/ihlara.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;le anlatılıyor. Özellikle Karanlık Kilise, ayrıca ücret ödenerek girilen çok güzel ve iyi korunmuş fresklerin olduğu bir kilise.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçhisar merkezde bölgenin en yüksek kayasının -Uçhisar Kale’si- üzerine çıkıldığında, çok geniş bir vadi ayaklarınızın altında kalırken karşıda Erciyes Dağı da görünür ki bu manzara mükemmeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derinkuyu ve Kaymaklı'da kat kat indikçe şaşırtan, “buralarda nasıl yaşamışlar” sorusunu sorduran, yer yer daracık yollarından geçilirken eğilip bükülünen yeraltı şehirleri bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avanos, ustaların turistlere şovlar yaptıkları, gruptan birini de denemeye davet ettikleri ve her defasında bir türlü şekle girmeyen, sürekli eğilip bükülen çamurun yine usta tarafından bir kaseye, vazoya dönüştürülerek deneyene hediye edildiği, küçüçük kaplarda şarap/elma çayı ikram edilen, çanak-çömlek atölyeleriyle dolu. Kızılırmak kenarındaki Avanos’ta ayrıca halıcılık da yaygın olarak yapılıyor. Halı atölyelerinde de uçan halılar, ipek halılar vb. bölgenin ürünü olan halıların tanıtıldığı süper halı şovlar yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapadokya, bir kere gitmekle doyamayacağınız güzellikler sunmaya devam ediyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafların daha fazlası &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/goreme.html"&gt;www.geziyazilari.net/goreme.html&lt;/a&gt; adresinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-5659065019456586678?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/5659065019456586678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=5659065019456586678&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5659065019456586678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5659065019456586678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/03/gzel-atlar-lkesi.html' title='Güzel Atlar Ülkesi...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/ReuxUvw24VI/AAAAAAAAASA/GG0yUkBDmHU/s72-c/goreme.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3190174851627922536</id><published>2007-03-02T09:25:00.000+02:00</published><updated>2007-03-02T09:45:32.446+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Atina..Binlerce Yıllık Geçmişle Modern Şehir</title><content type='html'>Atina... binlerce yıllık geçmişin üzerine kurulu, kalabalık, gürültülü, çukurda kalan tam bir metropol. Tanrıça Athena’nın şehri... Dünyadaki ilk demokrasinin merkezi... İstanbul’dan beter bir trafiğe sahip Atina’da ufacık Smart arabalar ve motorsikletler en çok rastlanan araçlardan. Şehrin içinde troleybüsler de vızır vızır çalışıyor. Şehirde sürekli bir hareketlilik, insanlarda bir telaş, koşuşturmaca.. Meydanlarda gazete kutuları var. İşe giderken herkes bir gazete alıyor eline (ücretsiz) ve hızla uzaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ise, yerel rehber eşliğinde Akropolis’e gidiyoruz. Atina’nın en çok ziyaret edilen turistlik mekanı. Akropolis, tepe üzerine kurulu şehir. Tepe noktadan tüm Atina’yı -bir beton yığını- izliyoruz. Akropolisin çevresi yeşillik bir tek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acropolis gezisi sonra tekrar şehre iniyoruz. İlk olimpiyatların yapıldığı stad, şehrin trafiğinin ortasında kalan Zeus Tapınağı, Syntagma Meydanı, Omonia Meydanı &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RefR17ZXAuI/AAAAAAAAARo/Vt-Q1zkxn6I/s1600-h/atina3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5037225432644518626" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RefR17ZXAuI/AAAAAAAAARo/Vt-Q1zkxn6I/s320/atina3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ve mutlaka Parlemento Binası ve önünde Evzon Askerleri'nin nöbet değişim töreni. Geleneksel kıyafetleri içinde (ponponlu ayakkabı, kışın lacivert kısa elbise vb.) boylu poslu genç erkeklerin her saat başı ilginç hareketleriyle nöbet değişimi yapmaları. Askerler, insanlarla konuşmuyorlar ama yanlarında fotoğraf çektirebilirsiniz. Ama sakın silahlı taraflarında durmayın. Ellerindeki tüfeklerinin kabzalarını öyle bir vuruyorlar ki yere!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Akşamları tarihi eserler çok güzel aydınlatılıyor. Özellikle Plaka’nın önünde (meyhaneler mekanı) Akropolis görünümü akşamları çok güzel.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şehirden biraz uzakta &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RefR6bZXAvI/AAAAAAAAARw/7uvLECtS5kA/s1600-h/corinth.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5037225509953929970" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RefR6bZXAvI/AAAAAAAAARw/7uvLECtS5kA/s320/corinth.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Corinth Kanalı ve Pire Limanı var. Milattan önce 600'lü yıllarda yapılması planlanan ve çalışmalara başlanılan kanal ancak milattan sonra 1893 yılında (yani yaklaşık 2495 yıl sonra) geçişlere açılmış. Yaklaşık 6,5 km. uzunluğunda ve 52 m. yüksekliğinde. Uluslararası deniz taşımacılığında önemli bir yere sahip çünkü Akdeniz'in batısı (İtalya, Adriyatik tarafı) ile doğusu (Ege Denizi ve Karadeniz'e doğru) arasındaki yolu oldukça kısaltıyor. Kanaldan bir gemi geçerken köprünün üzerinden çektim aşağıdaki fotoğrafı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pire Limanı ise yine uluslararası gemi taşımacılığında önemli bir liman. Ülkemizden kalkarak İtalya tarafına giden gemilerin durduğu noktalardan birisi. Deniz kenarında güzel balık restorantları olan çok sevimli, küçük bir liman. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3190174851627922536?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3190174851627922536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3190174851627922536&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3190174851627922536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3190174851627922536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/03/atinabinlerce-yllk-gemile-modern-ehir.html' title='Atina..Binlerce Yıllık Geçmişle Modern Şehir'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RefR17ZXAuI/AAAAAAAAARo/Vt-Q1zkxn6I/s72-c/atina3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-6119568353867604915</id><published>2007-02-14T07:44:00.000+02:00</published><updated>2007-02-14T07:57:21.859+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ankara.. Ankara...</title><content type='html'>Ankara, ülkemizin başkenti... Atatürk'ün milletin egemenliğine dayalı ilk millet meclisini açtığı şehir.. Anıtkabir'in olduğu şehir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın bir hafta sonu, Ankara'da okuyan kuzenimin yanına giderek hem onu hem de Ankara'yı görmek için düştük yollara. Zamanımız kısıtlı olduğu için sıkıştırılmış bir program yaptık kendimize. Temmuz başıydı ve havalar saatlerce gezmeye çok elverişliydi. İlk önce Anıtkabir'e gittik. Kapı girişinde sırt çantası vb. eşyaları alıyorlar, aslında iyi de&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKi_hSffWI/AAAAAAAAARE/pBwZeF6Ybns/s1600-h/anitkabir.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031262945877654882" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKi_hSffWI/AAAAAAAAARE/pBwZeF6Ybns/s320/anitkabir.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; oluyor, elimizde ağırlık etmemiş oldu. Girişten Aslanlı Yola çıkıncaya kadar sanırım 2 km.'ye yakın bir yokuş var. Öğlen sıcağında çıkması biraz zorlasa da, her iki tarafı ağaçlıklı bu geniş yolda yürümesi güzel. Yazlık bölgelerde bulunan traktörün çektiği trenimsi araçlar vardır. Keşke bu tarz araçlar burada olsa ve Aslanlı Yol ile Giriş arasında gidip gelse ne iyi olurdu diye düşündük. Sonra Aslanlı yoldan geçerek Atamızı ziyaret edip ona dualar okuduk.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha sonra anıtla aynı bahçe içindeki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'ne gittik. Duygusal anlar yaşatan, ülkemizin nasıl zorluklarla kurulduğunu bir kez daha hissettiren çok güzel bir müzeyle karşılaştık. Müzede fotoğraf çekmek yasak olduğu için çekmedik. Ama internette sanal müze ziyareti yapılabilir. &lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/anitkabir"&gt;http://www.tsk.mil.tr/anitkabir&lt;/a&gt; adresinden müze bağlantısı tıklanabilir. Çanakkale ve Büyük Taarruz'un canlandırmaları insanı gerçekten çok etkiliyor. Bu ülkede yaşayan ve Türk'üm diyen herkesin burayı görmesi gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKjOhSffXI/AAAAAAAAARM/Eqso4pLjOz8/s1600-h/anadolumuze.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031263203575692658" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKjOhSffXI/AAAAAAAAARM/Eqso4pLjOz8/s320/anadolumuze.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;Anıtkabir ziyareti sonrasında ülkemizin en önemli müzelerinden olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne gittik. Ulus'tan Ankara Kalesi'ne doğru giderken Atpazarı denilen yerde, kocaman küplerin olduğu çok güzel bir bahçe içindeki müze, saatlerce kalınabilecek bir çok eserle dolu harika bir müzeydi. Osmanlılar zamanında yapılan Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han müzeye dönüştürülmüş. Anadolu'da yaşamış medeniyetlere (özellikle Hititler-Frigler-Urartular vb.) ilgi duyanların mutlaka görmesi gerek. Müzenin internet adresi &lt;a href="http://www.anadolumedeniyetlerimuzesi.gov.tr/"&gt;Anadolu Medeniyetleri Müzesi&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKjTxSffYI/AAAAAAAAARU/VWdvtQoq8fs/s1600-h/atakule.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031263293770005890" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKjTxSffYI/AAAAAAAAARU/VWdvtQoq8fs/s320/atakule.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Birinci günün sonunda saatlerce gezmekten perişan olmuş ama mutlu bir şekilde Kızılay'a giderek biraz da orada dolaştık, oradaki kafelerde oturduk ve ertesi gün Ankara turuna devam ettik. Önce Atakule'ye gittik. Ankara'yı anlatan yazılarda hep görülen bu kulenin tepesine asansörle çıkıp şehre bir de tepeden baktık. Yolda bir botanik park da gördük ama girip dolaşamadık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ankara deyince bir de meşhur Kuğulu Park vardır. Oraya da gittik. İki tane kuğu vardı ama çok sevimli mini mini ördekler daha çoktu. Parkın yakınındaki Tunalı Hilmi Caddesi'ne de bakmak istiyordum hani Yılmaz Erdoğan'ın "Sevebilme İhtimali" şiirinde geçen.&lt;br /&gt;"Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında ben bu şiirde geçen her yeri görmek istiyorum.&lt;br /&gt;"Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında..." &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte ben böyle bir toprak dam da görmek istiyorum. Belki bir gün.. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-6119568353867604915?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/6119568353867604915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=6119568353867604915&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6119568353867604915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6119568353867604915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/02/ankara-ankara.html' title='Ankara.. Ankara...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RdKi_hSffWI/AAAAAAAAARE/pBwZeF6Ybns/s72-c/anitkabir.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-4763221598100422921</id><published>2007-02-04T19:58:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T20:28:47.757+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>İstanbul Arkeoloji Müzesi...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;İstanbul Arkeoloji Müzesi, Gülhane içinde ülkemizin en büyük müzesi ünvanına sahip bir müze. 5 YTL giriş ücreti ödeyerek (öğretmen, öğrenci ücretsiz) müzeye ait 3 farklı binadaki eserleri inceleme fırsatı bulunuyor. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RcYe-CUmf9I/AAAAAAAAAQg/rUqioAD2aU4/s1600-h/muze2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5027740085129740242" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RcYe-CUmf9I/AAAAAAAAAQg/rUqioAD2aU4/s320/muze2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey'in kurucusu olduğu müze ilk olarak 1891 yılında açılmış. Ana binadan girince hemen sağ tarafta "Antik Çağ" heykellerinin bulunduğu salon yer alıyor. Bu bölümde, arkaik çağlardan Roma eserlerine kadar gerçekten çok etkileyici heykeller var. Tekrar giriş bölümüne gelip sol tarafa dönünce de "Sayda Krallar Nekropolü" salonu var. Burada yer alan eserler bizzat Osman Hamdi Bey'in içinde olduğu kazılarda ortaya çıkarılarak İstanbul'a getirilmiş ve çok değerli olan lahitlerden oluşuyor. Özellikle üzerinde Makedonyalılar ile Persler arasındaki savaş ve av sahnelerini gösteren kabartmalar nedeniyle "İskender Lahdi" diye adlandırılan ve "Ağlayan Kadınlar Lahdi" gerçekten çok güzel.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu bölümün karşısındaki bölümde küçük bir çocuk müzesi de var. Duvarlarında çok güzel resimli bilgilerin yer aldığı ve çocuklara hitap edecek -oyuncak vb.- buluntuların yer aldığı bu alanda "heykel yapalım" adı altında atölye çalışmaları için ayrılmış küçük bir bölüm de var. Sonradan yapılan bu ek bir binanın koridorunda Assos Athena Tapınağının bire bir ölçülerde bir canlandırması var. Bu eserdeki bazı parçalar orjinal ve olması gereken yerde duruyor diğerleri canlandırma için yapılmış. Eserin orjinal diğer parçaları yurt dışındaki 2 müzede yer alıyormuş. Yine bu alanda "İstanbul Çevre Kültürleri", "Çağlarboyu İstanbul" adı altında İstanbul'a yakın yerlerdeki kazılarda ortaya çıkmış eserlere yer verilmiş. Üst katlarda karşılıklı vitrinlerde, küçük taş eserler, çanak çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler "Çağlar boyu Anadolu ve Truva", "Anadolu ve Komşu Ülkeler Medeniyetleri": Filistin, Suriye ve Kıbrıs eserleri başlıklarıyla kronolojik olarak sıralanıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;E&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ski Şark Eserleri Müzesi, bahçe &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RcYfzSUmf_I/AAAAAAAAAQw/spMttaYgbxU/s1600-h/kades.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5027740999957774322" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RcYfzSUmf_I/AAAAAAAAAQw/spMttaYgbxU/s320/kades.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;kapısından girişte solda yer alan ve yine Osman Hamdi Bey tarafından Güzel Sanatlar Okulu olarak yaptırılmış bir bina. Daha sonradan müze olarak düzenlenen bu bölümde Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap eserlerin yanı sıra çivi yazılı belgelerin yer aldığı geniş bir tablet arşivi de var. Bunların en ünlüsü de dünya tarihine bilinen ilk uluslararası anlaşma olarak geçmiş olan "Kadeş Barış Anlaşması" belgesidir. Üç kopya olarak hazırlanan bu anlaşma Mısırlılar ve Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı'ndan sonra imzalanmış ve Akadça olarak yazılmış.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çinili Köşk Müzesi ise, 1981 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne dahil olan ama bizim gezmeye vaktimizin kalmadığı, Selçuklu ve Osmanlı Dönemi çini ve seramiklerinin sergilendiği bir müze. Müze Pazartesi günleri hariç saat 17:00'ye kadar açık. Sayda Nekropol alanı hariç diğer bölümlerde fotoğraf çekilebiliyor.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-4763221598100422921?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/4763221598100422921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=4763221598100422921&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4763221598100422921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4763221598100422921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/02/istanbul-arkeoloji-mzesi.html' title='İstanbul Arkeoloji Müzesi...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RcYe-CUmf9I/AAAAAAAAAQg/rUqioAD2aU4/s72-c/muze2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-5610310322979469281</id><published>2007-01-25T10:45:00.000+02:00</published><updated>2007-01-25T23:45:39.609+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Kastamonu..</title><content type='html'>Kastamonu... Atatürk'ün ilk defa şapka giyerek şapka devrimini başlattığı şeh&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkjmxBQBgI/AAAAAAAAAQU/Fkyb8qXYFdE/s1600-h/atam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5024086008209081858" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 151px; CURSOR: hand; HEIGHT: 205px" height="222" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkjmxBQBgI/AAAAAAAAAQU/Fkyb8qXYFdE/s320/atam.jpg" width="151" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ir.. K&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkgEBBQBdI/AAAAAAAAAPw/IxZeDtJgZlQ/s1600-h/atam.jpg"&gt;&lt;/a&gt;urtuluş Savaşı'nda halkıyla vatanın kurtuluşuna kendini adamış şehir.. Günümüzde ise, tarihi ve doğal güzellikleriyle Batı Karadeniz'de ön plana çıkan güzel şehirlerimizden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kastamonu'da meydanda otobüsten inerek önce Şerife Bacı Anıtı'na gidiyoruz. Ülkemizin en büyük anıtı ünvanını taşıyor. Kurtuluş Savaşı'nda cepheye mermi taşıyan kahraman Türk kadınlarından sadece biri Şerife Bacı. Mermileri karda, tipide ıslanmadan yerine ulaştırabilen ama kendisi şehit olan kahraman askerimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkgNRBQBeI/AAAAAAAAAP4/Dr3RdaJDdFI/s1600-h/kastamonu1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5024082271587534306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkgNRBQBeI/AAAAAAAAAP4/Dr3RdaJDdFI/s320/kastamonu1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Anıtın hemen arkasında 1900'lü yıllardan yapılmış, şu anda valilik olarak kullanılan tarihi bina yer alıyor. Onun yan tarafında da saat kulesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde suyu iyice azalmış bir nehir var ve üzerinde taş bir köprü. Köprüden karşıya geçip çarşının içine giriyoruz. Burada meşhur Kastamonu Çekme Helvasını &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkgTxBQBfI/AAAAAAAAAQA/zrXoGLR2A5c/s1600-h/kastamonu7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5024082383256684018" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkgTxBQBfI/AAAAAAAAAQA/zrXoGLR2A5c/s320/kastamonu7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bulabileceğiniz dükkanlar, çok lezzetli pideler yapan pideciler ve Kastamonu pastırması bulabilirsiniz. Yöresel yemekler arıyorsanız Eflanili Konağı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kastamonu Kalesi, şehrin tepe noktasında, hala sağlam bir kale. Üstteki fotoğraf, Türk El Sanatlarının sergilendiği, restore edilmiş bir konak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kastamonu'daki son durağımız Etnografya Müzesi olan Liva Paşa Konağı idi. Simetrik iki girişi olan ve müze olarak kullanılmak üzere restore edilen eski bir konak. Giriş katında, eski Kastamonu fotoğrafları sergileniyor. İkinci katı geleneksel Türk el işçiliğinin canlandırmalarla yansıtıldığı bir kat. Semercilik, kunduracılık, dokumacılık, bakırcılık, urgancılık gibi. Üçüncü kat ise, gelin odası, oturma odası gibi odalarıyla geleneneksel bir Türk evini yansıtıyor. Ayrıca bu kat, Atıf Yılmaz'ın son filmi "Eğreti Gelin"in çekildiği konakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/kastamonu.html"&gt;www.geziyazilari.net/kastamonu.html&lt;/a&gt; bakabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-5610310322979469281?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/5610310322979469281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=5610310322979469281&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5610310322979469281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5610310322979469281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/01/kastamonu.html' title='Kastamonu..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbkjmxBQBgI/AAAAAAAAAQU/Fkyb8qXYFdE/s72-c/atam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-6215511519708502621</id><published>2007-01-19T08:42:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T08:46:02.513+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Meteora... Manastırlar Şehri...</title><content type='html'>Meteora.. Yunanistan’ın en ilgi çekici yerlerinden biri. Kalambaka bölgesinde birçok manastırın bulunduğu bir yer. Ama burayı özel ve benzersiz yapan manastırların her birinin 300 m. kadar yükseklikteki kayaların üzerine yapılmış olması. Yolun başında başımızı kaldırıp manastırlara bakıyoruz, bunları bu kadar yükseğe nasıl yapmışlar düşüncesi herkesin aklında. Bulundukları noktaya çıkmak için virajlı yollardan tepelere doğru ilerliyoruz. İlk Hıristi&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbBoypkfgGI/AAAAAAAAAPM/5gEOQAoFs9c/s1600-h/meteora1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5021628803879764066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbBoypkfgGI/AAAAAAAAAPM/5gEOQAoFs9c/s320/meteora1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yanlık döneminde keşişlerin inzivaya çekildikleri, Tanrı’ya yakın olup insanlardan uzaklaştıkları bir yermiş. Aşağıya ulaşım oldukça zor olduğundan ve zamanın 14.yy. civarı olmasından bu hedeflerine ulaşmışlardır diye düşünüyorum. “Meteora”nın sözcük anlamı da “havada asılı” demekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Birçok manastırın bulunduğu Meteora'dan bugün içinde hala keşişlerin olduğu ve ziyarete açık olan 6 manastır var. Bunlar, Megalo (manastırların en büyüğü ve müze olarak kullanılıyor), Varlaam, St.Stephanos (bu da müze olarak kullanılıyor), St.Nikolaos Anapafsa, St.Triada (ulaşması çok güç olan, vadiden karşıya geçmek gerekiyor) ve Rausanou.&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbBo4ZkfgHI/AAAAAAAAAPU/DqSVvBY1ri4/s1600-h/meteora2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5021628902664011890" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbBo4ZkfgHI/AAAAAAAAAPU/DqSVvBY1ri4/s320/meteora2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;Birbirinden bağımsız kayaların üstüne yapılan manastırlar Unesco’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde de yer alıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Manastırı ziyaret eden kadınların etek giymeleri gerekiyor. Ben bunu şöyle öğrendim. Girişte, rahibe bana bakarak çığlık çığlığa bir şeyler söylüyordu. Sonradan anladık ki, gösterdiği uzun eteklerden giymemi istiyor. Üzerimde zaten pantolan vardı ve tekrar etek giymem anlamsız geldi ama rahibe ısrar edince pantalonun üzerine eteği giyip öyle gezmiştim manastırı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-6215511519708502621?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/6215511519708502621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=6215511519708502621&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6215511519708502621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6215511519708502621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/01/meteora-manastrlar-ehri.html' title='Meteora... Manastırlar Şehri...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RbBoypkfgGI/AAAAAAAAAPM/5gEOQAoFs9c/s72-c/meteora1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3543885751461013095</id><published>2007-01-16T00:30:00.000+02:00</published><updated>2007-01-16T07:41:18.320+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Aşıklar Şehri Verona...</title><content type='html'>Verona, İtalya'nın Veneto bölgesinin önemli şehirlerinden biri. Tertemiz sokakları, şık mağazaları ve şık giyimli insanlarıyla restorant-kafeleriyle hoş bir Avrupa şehri. Önce Bra Meydanı'na gidiyoruz. Bu çok geniş meydanda birçok kafe, restorant ve hediyelik eşya satan &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBPpkfgDI/AAAAAAAAAOo/yc4nj84pH-c/s1600-h/verona3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020389052979839026" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBPpkfgDI/AAAAAAAAAOo/yc4nj84pH-c/s320/verona3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;dükkanlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu meydanda en çok dikkat çeken eserlerden birisi kuşkusuz, Roma İmparatorluğu döneminden kalan Verona Arenası. Tıpkı Roma’da olduğu gibi Verona’da da arenanın çevresinde "roma askeri" tiplemeleri turistlerle fotoğraf çektirip bahşiş almaya çalışıyorlar. Uzaktan arenanın fotoğrafını çekerken bile arkalarını dönüyorlar, hiç para vermeden kendilerini çekmeyelim diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazzini Caddesi İtalyan dizaynı giysilerin, marka mağazaların olduğu, sadece yaya trafiği olan bir cadde. Arab&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBoZkfgFI/AAAAAAAAAO4/E79Z5zljjFI/s1600-h/verona7.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020389478181601362" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBoZkfgFI/AAAAAAAAAO4/E79Z5zljjFI/s320/verona7.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;a trafiğine kapalı olması nedeniyle motor gürültüsüz keyifle gezilebilecek, yorulunca bir kafede kahve içilebilecek hoş bir cadde. Bu caddenin sonunda "Piazza delle Erbe" uzanıyor. Erbe Meydanı, İtalya'nın en fotoğrafik meydanlarından sanırım. Madonna Verona Çeşmesi (1368) meydanın ortasında tüm güzelliğiyle duruyor. Fotoğrafta görülen kule, 83 m.yüksekliğiyle Verona'nın en yüksek kulesi "Tower Lamberti" Yapımına 1172 yılında başlanmış ve asırlar sürmüş.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBaZkfgEI/AAAAAAAAAOw/9dTyE8q9O5w/s1600-h/verona6.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020389237663432770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBaZkfgEI/AAAAAAAAAOw/9dTyE8q9O5w/s320/verona6.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Shakespeare'in meşhur Romeo ve Juliet hikayesindeki aşkın yaşandığı şehir Verona. Bunun için aşıklar şehri. Şehirdeki Juliet’in balkonlu evi turistlerin ilgi odağı. Evin bahçesinde şans getireceği inanışıyla sağ göğsü ellenmekten parlamış bronzdan bir Juliet heykeli de var. İtalya'nın tüm meydanlarında yaygın olduğu gibi Verona'da da küçük gösteriler yaparak bahşiş toplamaya çalışanlara sıkça rastlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/verona.html"&gt;www.geziyazilari.net/verona.html&lt;/a&gt; bakabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3543885751461013095?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3543885751461013095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3543885751461013095&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3543885751461013095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3543885751461013095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/01/aklar-ehri-verona.html' title='Aşıklar Şehri Verona...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RawBPpkfgDI/AAAAAAAAAOo/yc4nj84pH-c/s72-c/verona3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-114920162164575348</id><published>2007-01-15T22:47:00.000+02:00</published><updated>2007-01-15T22:55:03.993+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Ortaçağ Kenti Siena...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;Siena... kahverengimsi, kızılımsı taş evleri, dar sokakları, parke taşları, lüks mağazaları, sevimli kafeleriyle ins&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Ravo45kfgAI/AAAAAAAAAOE/8p8_qPQ6zFA/s1600-h/siena1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020362273858748418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="305" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Ravo45kfgAI/AAAAAAAAAOE/8p8_qPQ6zFA/s320/siena1.JPG" width="224" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;anı hüzünlendirirken mutlu eden tuhaf bir şehir. Siena... Toskana bölgesinin ortaçağ mimarisi ve at yarışlarıyla ünlü (palio), sokaklarında dolaştıkça büyüsüne kapıldığımız şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dar sokaklardan yürüyerek önce şehrin katedralinin olduğu yere, tepeye çıktık. Katedral restorasyondaydı ama önüne asılan kocaman branda da katedralin resmi yer alıyordu. Böylece restorasyon sırasında görüntü kirliliği yapılmadığı gibi ayna zamanda restorasyon sonrası ortaya nasıl birşey çıkacağı konusunda da bilgilendiriyordu. Güzel bir uygulama. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RavpCpkfgBI/AAAAAAAAAOM/f_ChZDxNTPo/s1600-h/siena4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020362441362472978" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RavpCpkfgBI/AAAAAAAAAOM/f_ChZDxNTPo/s320/siena4.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Katedral gezisinden sonra yine dar sokaklardan yürüyerek şehrin belki de en önemli yeri olan Piazza del Campo’ya (Campo Meydanı) vardık. Şehrin tam ortasında ve tüm turistlerin mutlaka gezip dolaşıp geldikleri bir meydan. Etrafı yine kızılımsı eski binalarla çevrili bu meydanın kenarları yüksekçe, ortası çukur alanında herkes yerlerde oturuyor güvercinlerle birlikte. Civardaki restoranlardan sandviç/pizza alıp bu meydanda elindekileri yiyen insanlar çoğunlukta. Bu meydanda aynı zamanda palio yarışları da yapılmaktaymış. Hala yapılmakta olan bu yarış zamanı şehir tam bir festival havasına bürünürmüş, biz kaçırdık o zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meydanın dört bir yanında hoş kafeler sıralanıyor. Biz de olduğu gibi her yerde tabela kirliliği yok. Dışardan bakınca örneğin içerde bir fast-food olduğunu anlayamayacağınız sadelikte tabelalar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RavpYZkfgCI/AAAAAAAAAOU/pBf1eeBMi7Q/s1600-h/cantucci.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020362815024627746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 219px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" height="134" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RavpYZkfgCI/AAAAAAAAAOU/pBf1eeBMi7Q/s320/cantucci.gif" width="214" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Toskana bölgesinin “Cantucci” denilen ünlü bir tatlısı var. Sert ve bademli bir tür kurabiye diyebiliriz. Siena ve çevresinde geleneksel olarak Vin Santo (şarap) ile beraber yeniliyor. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-114920162164575348?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/114920162164575348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=114920162164575348&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/114920162164575348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/114920162164575348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/01/ortaa-kenti-siena.html' title='Ortaçağ Kenti Siena...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Ravo45kfgAI/AAAAAAAAAOE/8p8_qPQ6zFA/s72-c/siena1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-4602137975947497689</id><published>2007-01-13T14:18:00.001+02:00</published><updated>2007-01-14T14:42:50.916+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Amasya’da Yalıboyu Evleri…</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raok15kff-I/AAAAAAAAANo/7_gEPHqvzyA/s1600-h/yaliboyu2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019865243063386082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raok15kff-I/AAAAAAAAANo/7_gEPHqvzyA/s320/yaliboyu2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Amasya… antik çağda yaşayan&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; coğrafyacı Strabon’un, Lokman Hekimin doğum yeri… &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Amasya… Osmanlı padişahlarının veliahtlıklarında valilik yaptığı, ülke idaresini öğrendikleri şehzade şehirlerimizden.. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RajOg5kff6I/AAAAAAAAAMM/9MNS2zIXBsU/s1600-h/yaliboyu2.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nın amacının ilk defa duyurulduğu, “milletin istiklalinin yine milletin azim ve kararına bağlı olduğunu”nun vurgulandığı Amasya Genelgesi’nin yayınlandığı şehir... &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ferhat ile Şirin’in aşkının yaşandığı şehir… &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Amasya şehir girişinde Ferhat ve Şirin efsanesine konu olan su kanallarını görerek merkeze varıyoruz. İlk olarak müzeye gittik. 2 kat olarak düzenlenen müzede ilk katta Hitit, Frig ve Roma dönemi eserleri ağırlıklı olmak üzere 11 medeniyetin eserleri, 2.katta ise Osmanlı dönemi &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RaokwZkff9I/AAAAAAAAANg/rGk6ioXhiDQ/s1600-h/yaliboyu1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019865148574105554" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RaokwZkff9I/AAAAAAAAANg/rGk6ioXhiDQ/s320/yaliboyu1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;eserleri yer almakta&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RajObZkff5I/AAAAAAAAAME/xiaBty3Vsd4/s1600-h/yaliboyu1.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;. Bu katta, Osmanlı el işçiliğinde önde gelen meslekler canlandırmalarla tanıtılmış. Urgancılık, semercilik, bakırcılık, kilimcilik gibi. Osmanlı kaftan vb. kostümlerin, el yazması Kuran&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RajOvZkff8I/AAAAAAAAAMc/Ff_IyW2Nhgs/s1600-h/tesup.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;-ı Kerimlerin, ahşap kapı oymacılığı örneklerinin de yer aldığı bu kat oldukça güzeldi. Müzenin bahçesinde ise mermer lahit ve sütun başlıkları açık alanda yer alırken ayrıca İlhanlılar döneminden kalma mumyaların yer aldığı bir mumyalar müzesi var.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;II.Bayezid Cami ve Külliyesi’ni gezdikten sonra, caminin bahçesinden çıkıp karşıya geçince tablo gibi bir manzara karşılıyor bizi. Tablonun zemininde dağa oyulmuş kral kaya mezarları, eteklerinde Osmanlı sivil mimarisini yansıtan tarihi sur duvarları üzerine kurulu, cumbalı yalıboyu evleri ve önünde Yeşilırmak… Yer yer güzellikleri, yer yer de bakımsız, yıkıldı yıkılacak evleriyle gözlerimizin &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raok6pkff_I/AAAAAAAAANw/OnixifGo5yA/s1600-h/taskopru.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019865324667764722" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raok6pkff_I/AAAAAAAAANw/OnixifGo5yA/s320/taskopru.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;önüne seriliveriyor vadi. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RajOnpkff7I/AAAAAAAAAMU/JtCVKmS8LmU/s1600-h/taskopru.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Roma döneminde yapılan taş köprünün kemerleri, nehir yatağının yükselmesi nedeniyle sular altında kaldığı için üzerine ilave yapılan Alçak Köprü’den geçerek Hazeranlar Konağı’nı dolaşıyoruz. 1865 yılında yapılan konak, sahiplerinden satın alınarak restore edilmiş ve "Müze ev" olarak turizme açılmış. Osmanlı dönemi sivil mimari örneği olan konak, canlandırmalar ve eşyalarla tipik Türk evlerindeki yaşamı yansıtıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yazı ve fotoğrafların daha fazlası için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/amasya.html"&gt;www.geziyazilari.net/amasya.html&lt;/a&gt; bakabilirsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-4602137975947497689?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/4602137975947497689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=4602137975947497689&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4602137975947497689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4602137975947497689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/01/amasyada-yalboyu-evleri_13.html' title='Amasya’da Yalıboyu Evleri…'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raok15kff-I/AAAAAAAAANo/7_gEPHqvzyA/s72-c/yaliboyu2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-98577790410470926</id><published>2007-01-13T10:59:00.000+02:00</published><updated>2007-01-13T11:05:14.570+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Çorum’da Hititlerin Peşinde Yolculuk...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Dünya Medeniyeti Hititler&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Kurban Bayramı’nda uzun zamandır gitmek istediğimiz Galatya Turuna katıldık. Bu turun Çorum bölümünde Hitit uygarlığının peşine düştük. Hititler, teknolojileri, kültürleri ve hukuk sistemleriyle hayranlık uyandıran büyük bir imparatorluk kurmuşlar Anadolu’da. Günümüzden yaklaşık 3500 yıl öncesinde varolan bu imparatorluktan geriye kalanları g&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raifkpkff1I/AAAAAAAAALU/I7CGIMnUOI8/s1600-h/hattusa.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019437236687437650" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raifkpkff1I/AAAAAAAAALU/I7CGIMnUOI8/s320/hattusa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;örmeye gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa, bugünkü Çorum’un Boğazkale ilçesinde yer alıyor. Görkemli başkent, 1834 yılında Avrupalı gezginlerce keşfedilmiş ve 1906 yılında başlayan bilimsel kazılar günümüzde de devam etmekte. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Ören yeri otelimizin bulunduğu Sungurlu’ya yaklaşık yarım saat uzaklıkta. Hava güneşli ama oldukça soğuktu. M.Ö. 1650-1200 yılları arasında varlığını sürdüren Hititlerin başkenti -çok geniş bir alana yayılan- Hattuşa kentinden geriye kalan taşları gözümüzde canlandırmaya çalışarak bölgeyi gezdik. Büyük Tapınak, Kral Kapısı, Yer Kapı, Sfenksli Kapı gibi alanları gezdik. 71 m. uzunluğunda, hala içinden geçilebilen poternden (tünel) geçtik. Binlerce yıl sonra uygarlığın yaşandığı bölgeden, büyük yapılardan normal olarak pek bir&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RaifqZkff2I/AAAAAAAAALc/ybpY3ILITRw/s1600-h/kapi.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019437335471685474" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RaifqZkff2I/AAAAAAAAALc/ybpY3ILITRw/s320/kapi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;şey kalmamış ama bulunan ve okunan tablet yazılardan imparatorluk ve yapıları hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ören yeri kazılarında bulunanlar Çorum ve çevredeki müzelerde -özellikle Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi- sergilenmekte. Müzelerde çok güzel eserler var. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hattuşa, 1986 yılında Unesco tarafından Dünya Kültür Miras Listesi’ne alınan 9 varlığımızdan birisi. Diğerleri için &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://geziyazilari.blogcu.com/1667172"&gt;&lt;strong&gt;buraya&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; bakınız. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hattuşa’yı gezdikten sonra kente 2 km. uzaklıkta bulunan özellikle bahar kutlamalarında kullanılan açık hava tapınağı olan Yazılıkaya’ya gittik. Yazılıkaya, ülkenin tanrı ve tanrıçalarının kayalara işlenmiş kabartma heykellerini içeriyor. Burada 12 yeraltı tanrısının kabartma heykelleri sol tarafta yer alıyor. Sağ tarafta ise tanrıçalar ve IV.Tuthaliya’nın&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RaifyJkff3I/AAAAAAAAALk/KbN32pdUImQ/s1600-h/kabartma.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019437468615671666" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RaifyJkff3I/AAAAAAAAALk/KbN32pdUImQ/s320/kabartma.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; bir kabartması yer alıyor.&lt;br /&gt;Ön kayada yer alan Fırtına Tanrısı (Teşup) ile Güneş Tanrıçası (Arinna) ve çocuklarının anlatıldığı kabartmada bazı yerler tahrip olmuş, görünmüyor ama bu tanrı ailesini taşlara bıçakla kazıyan köylülerin yaptıkları hediyelikler Yazılıkaya’nın girişindeki küçük dükkanlarda satılıyor. Gerçek taşa kazınarak yapılan -ve çok güzel bir işçilikle- bu heykel ve kabartmalardan bu işi bir sanat haline getiren köylülere destek olmak için almayı da ihmal etmedik. Size de tavsiye ederim. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Boğazköy ve Alacahöyük Müzeleri, Çorum Müze Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren yerel müze konumunda. Müzelerde Eski Tunç Çağı (M.Ö.3000-2000), Hitit İmparatorluk Çağı (M.Ö.1650-1200) ve Frig Çağı (M.Ö.900-330) buluntuları yer alıyor. Müzelerin giriş ücretleri 2 YTL. idi. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raif5Zkff4I/AAAAAAAAALs/EKA7ABD22Q4/s1600-h/hititler.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019437593169723266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 118px; CURSOR: hand; HEIGHT: 195px" height="263" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raif5Zkff4I/AAAAAAAAALs/EKA7ABD22Q4/s320/hititler.jpg" width="160" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alacahöyük ören yeri, müzesinin hemen yanında yer alıyor. Burası Hattuşa’ya göre çok daha küçük bir alan (kazılar devam ediyor). Sfenksli Kapı’dan içeri giriliyor. Sol tarafta ayrı bir bölümde mezarlar yer alıyor. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hititler hakkında pek çok kitap var ama benim okuduğum ve okuması roman tadında olan çok güzel bir kitabı da ilgilenenlere tavsiye etmek isterim. Hititler: Bilinmeyen Bir Dünya İmparatorluğu (Birgit Brandau ve Hartmut Schickert)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-98577790410470926?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/98577790410470926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=98577790410470926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/98577790410470926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/98577790410470926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2007/01/orumda-hititlerin-peinde-yolculuk.html' title='Çorum’da Hititlerin Peşinde Yolculuk...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/Raifkpkff1I/AAAAAAAAALU/I7CGIMnUOI8/s72-c/hattusa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8524910952809531360</id><published>2006-12-25T23:35:00.000+02:00</published><updated>2006-12-25T23:52:29.855+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Başkent Tunis ve çevresi...</title><content type='html'>Tunus, İtalya’nın hemen güneyinde Akdeniz ve Kuzey Afrika’ya hakim konumda olmasından dolayı çeşitli toplulukların yaşadığı bir yer olmuş tarih boyunca. Fenikeliler, Vandallar, Bizanslılar, Osmanlılar, Fransızlar gibi. Uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu'nun da bir eyaleti olan, daha sonra Osmanlı'nın zayıflamasıyla Fransız egemenliğine geçen Tunus, 1930’larda Habib Burgiba önderliğinde bağımsızlık mücadelesine başlar. 1956 yılında bağımsızlığını kazanarak Tunus Cumhuriyetini ilan eden Burgiba, ilk Tunus Cumhurbaşkanı olur. Birçok reformlar yaparak laik eğilimli bir rejim kurar. Ölünceye kadar Devlet Başkanı seçilen Burgiba, 1987'de sağlık durumu gerekçe gösterilerek devlet başkanlığı görevinden alınarak yerine General Zeynelabidin bin Ali geçer. Hala ülkenin başında bulunan Bin Ali, havaalanından ülkeye girer girmez her yerde posterleriyle sizi karşılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Başkent Tunis, kaldığımız yer olan Hammamet'ten yaklaşık bir saat uzaklıkta. Tunis gezimize Saat Kulesi'nin önünden başlıyoruz. Buradan yürüyerek İbn Haldun heykelinin oldu&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZBGtl7G0LI/AAAAAAAAAKw/s-6bIgejx3k/s1600-h/tunis1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5012584134351442098" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZBGtl7G0LI/AAAAAAAAAKw/s-6bIgejx3k/s320/tunis1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ğu meydana vardık. İslam dünyasının önemli düşünürlerinden olan Tunus'lu İbn Haldun büyük bir kilisenin önünde elinde kitaplarıyla duruyordu. (10 dinar değerindeki Tunus parasında İbn-i Haldun’un resmi var.) Bu meydanda biraz durup şehri dolaşmaya başladık. Medina'daki "Souk"a (eski ve otantik çarşı) gittik. Bu çarşılarda ilgi çekici pek bir şey yok diyebilirim. (Ya da bizim ilgimizi çekmedi) Yine de dolaşıp birşeyler almak olsun diye Sidi Bousaid evlerinin olduğu bir yağlıboya resim aldık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sidi Bousaid, Tunis'in kuzey doğusunda başkente yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan bir liman kenti. Tunis Körfezi'ne tepeden bakan bir manzara&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZBG817G0MI/AAAAAAAAAK4/BGMrq9yzHno/s1600-h/sidibou.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5012584396344447170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZBG817G0MI/AAAAAAAAAK4/BGMrq9yzHno/s320/sidibou.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ya sahip, beyaz boyalı evlerinin pencere ve kapılarının mavi olmasıyla tanınan gerçekten çok sevimli bir yer. Arnavut kaldırımlı yollarında keyifli bir yürüyüş yaptık. Yanlış hatırlamıyorsam Şaban'ın kahvesinde limana tepeden bakan bir noktada kahvemizi içtik. Tunus'un gezdiğimiz her yerinde gördüğümüz kuş kafesleri bu kentten ilham alınarak yapılmış sanırım. Bu kuş kafesleri tıpkı fotoğraftaki evler gibi yapılmış. Telleri beyaz boyalı ve çıkıntılı mavi pencereleri var. Gerçekten kuş beslemek için olan boylarının yanı sıra 5 cm'lik hediyelik eşya boyları da vardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tunus'ta görülmesi gereken yerlerin başında bence mozaik müzesi mutlaka yer almalı. Tunis şehrindeki Bardo Mozaik Müzesi (Bardo Ulusal Müzesi), dünyanın en büyük mozaik müzesi ünvanını taşıyor. İkinci ve üçüncü mozaik müzelerinin de ülkemizde olduğunu hatırlatayım (&lt;a href="http://www.geziyazilari.net/antakya.html"&gt;Antakya&lt;/a&gt; yazısına bakabilirsiniz). Müzede, Kartaca, Roma, Erken Hristiyanlık ve Arap-İslam dönemlerinden eserler yer alıyor. Roma eserleri bölümü, çok güzel Roma mozaiklerinin yanı sıra heykelleri de içeriyor. Müze çıkışında müzeyle ilgili hediyelikler alınabilir. Müzeden aldığımız CD'den fotoğraflar için &lt;a href="http://www.geziyazilari.net/tunis.html"&gt;www.geziyazilari.net/tunis.html&lt;/a&gt; adresine bakabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8524910952809531360?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8524910952809531360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8524910952809531360&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8524910952809531360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8524910952809531360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/12/bakent-tunis-ve-evresi.html' title='Başkent Tunis ve çevresi...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZBGtl7G0LI/AAAAAAAAAKw/s-6bIgejx3k/s72-c/tunis1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-471125349064358237</id><published>2006-12-13T16:24:00.000+02:00</published><updated>2006-12-13T16:28:35.912+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Pisa Kulesi ve Mucizeler Meydanı..</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANZWW-5NI/AAAAAAAAAKM/O0Ic8ys1zus/s1600-h/pisa1.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5008017514785858770" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANZWW-5NI/AAAAAAAAAKM/O0Ic8ys1zus/s320/pisa1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Yana yatıklığıyla meşhur kulenin olduğu şehir.. Floransa’yı boydan boya ikiye ayıran Arno Nehri’nin denize döküldüğü şehir... Yüksek duvarlarla çevrili alandan şehre girer girmez "Mucizeler Meydanı" (Piazza dei Miracoli) tüm mucizesiyle karşınıza çıkıyor. İşte bu meydanda yemyeşil çimenler üzerinde Vaftizhane, Kathedral ve (kathedralin çan kulesi olarak yapılan) Eğik Kule yan yana tüm ihtişamlarıyla yer alıyor. Fotoğraflardaki insanların küçücük görünmelerinden eserlerin ne kadar da büyük olduklarını görebilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sütunlardan oluşan 6 tane &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANfmW-5OI/AAAAAAAAAKU/ywELdFhnHoc/s1600-h/pisa3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5008017622160041186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANfmW-5OI/AAAAAAAAAKU/ywELdFhnHoc/s320/pisa3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yuvarlak parçanın üst üste oturtulmasıyla yapılan kulenin yüksekliği 56 metre imiş. Kulenin yapımı sırasında dahi eğilmeye başladığı söyleniyor. Bu eğilmenin sebebi olarak zemin toprağının yumuşak olması ya da kulenin altından geçen su akıntılarının olabileceği düşünülmekteymiş. 1990’da ziyarete kapatılarak bakıma alınan kule, eğikliği biraz da olsa düzeltilerek 2002 yılında tekrar açılmış. Turistlerin kulenin ön tarafında durarak elleriyle iterek kuleyi düzeltmeye çalışır pozizyonunu alarak ve yüzlerine de zorlanıyormuş gibi bir ifade takınarak komik fotoğraflar çektirmeleri sanki bir gelenek haline gelmiş. Hemen hemen herkes böyle bir fotoğraf çektiriyordu. Kulenin içine girmek, tepeye kadar çıkmak mümkün ama çok kuyruk olduğu için biz çıkmak yerine şehri dolaşmayı tercih ettik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Katedral (Pisa'nın Duomo'su). &lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANq2W-5PI/AAAAAAAAAKc/j_kdL2GBHQs/s1600-h/pisa5.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5008017815433569522" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANq2W-5PI/AAAAAAAAAKc/j_kdL2GBHQs/s320/pisa5.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu üç harika eserin hemen karşılarında hediyelik eşya dükkanları ve kafeler sıralanıyor. Buralarda Pisa Kulesi şeklindeki fincanlar, anahtarlıklar, kalemler vb. birçok şey satılmakta. Mucizeler Meydanı’nı geçip arka sokaklara doğru girince, turistlerden uzak, kendi halinde sakin bir hayatın aktığını görüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-471125349064358237?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/471125349064358237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=471125349064358237&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/471125349064358237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/471125349064358237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/12/pisa-kulesi-ve-mucizeler-meydan.html' title='Pisa Kulesi ve Mucizeler Meydanı..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RYANZWW-5NI/AAAAAAAAAKM/O0Ic8ys1zus/s72-c/pisa1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-4173588263437941162</id><published>2006-12-05T15:31:00.000+02:00</published><updated>2006-12-05T15:42:20.749+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Selanik...Ata'mızın Şehri...</title><content type='html'>Selanik.. Atatürk’ün doğduğu, 1911 yılına kadar aralıklarla yaşadığı ve çok sevdiği şehir. Hemen hemen pek çok Türk’ün yaptığı gibi biz de önce Atatürk Evi’ni (“Bir ulusun geleceğinin doğduğu yer” yazıyor tanıtım kitapçığında) görmeye gidiyoruz. Hani o pembe boyalı üç katlı ev... Atatürk’ün “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin birçok toplantısını yaptığı ev. Şu anda Selanik'in Aghiou Dimitriou ve Apostolou Pavlou Caddelerinin kesiştiği noktada ve Türk Konsolosluğu’yla aynı bahçe içinde. Selanik Belediyesi, 4 Kasım 1933’te Cumhuriyet'in Onuncu yıl dönümü dolayısıyla, Türk-Yunan dostluğunun bir hatırası olarak, bu evin duvarına bir plaka yerleştirmiştir. Üzerinde Türkçe, Yunanca ve Fransızca olarak şu yazı asılı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk milletinin büyük müceddidi (yenilikçisi) ve Balkan ittihadının (birliğinin) müzahiri (mimarı) GAZİ MUSTAFA KEMAL burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur. Selanik, 29 Birinciteşrin (Ekim) 1933"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1912’de 1.Balkan Savaş&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1dNYB23I/AAAAAAAAABo/P8vNUxpatIQ/s1600-h/selanik1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005035705559276402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1dNYB23I/AAAAAAAAABo/P8vNUxpatIQ/s320/selanik1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ı’nda Selanik’in kaybedilmesinin ardından Atatürk bir daha dönememiş bu şehre. Ailesi ise oradan taşındıktan sonra Yunanlı bir aile evde oturmuş ama Selanik Belediyesi evi satın alarak Atatürk’ e hediye etmeye karar vererek 1937 yılında Selanik Başkonsolosluğu’na anahtarlarını vermiştir. Bu tarihten sonra ev onarılarak tekrar pembeye boyanmıştır. 2.Dünya Savaşı sonrasında tekrar onarım görmüş ve 1953 yılında “Atatürk Evi Müzesi” olarak açılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin içinde Dolmabahçe ve Topkapı Saraylarından götürülen bir Türk evini canlandıran eşyalar yerleştirilmiş. Tabi ki Atatürk’ün kullandıkları değil. Ama bazı özel eşyaları sergileniyor. Bunun dışında okul karneleri duvarlarda asılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden çıktıktan sonra Selanik sokaklarında dolaşmaya gidiyoruz. Rehberimiz 79 yaşında -kendi deyimiyle- doğma büyüme Kadıköy’lü Hristo Bey. Aramızda tek Yunanca bilen ve yaşına rağmen çok hareketli çok çoşkulu. Yol boyunca Gençlik Marşı, Onuncuyıl Marşı’ndan eski şarkılara k&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1mNYB24I/AAAAAAAAABw/5OZRH6GhF20/s1600-h/selanik3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005035860178099074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1mNYB24I/AAAAAAAAABw/5OZRH6GhF20/s320/selanik3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;adar geniş bir repertuarla şarkılar, marşlar söyledi. Ama yine de korkmuyor değiliz. Ya rehbere birşey olursa, kalırız buralarda diye.. Aslında Selanik de kalabilirdik de.. Öyle güzel bir şehir ki.. Deniz kıyısında kilometrelerce geniş bir sahili var. Ege Denizi’ne bir de bu yakadan bakıyoruz uzun uzun. Deniz kıyısında “Beyaz Kule” var. Atatürk de arkadaşlarıyla burada buluşur, yemek yermiş.. Sahil boyunca kapının önüne koltuklarını atmış çok şık kafeler var. Ve sanırım Yunanlılar hiç çalışmıyorlar. Sürekli bu kafelerde oturuyorlar. Her zaman kalabalık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neo-klasik tarzı binalar, tertemiz caddeler ve deniziyle bu şehir gerçekten insanın içini ısıtıyor. Biz Selanik di&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1tNYB25I/AAAAAAAAAB4/srSqpEFe6h8/s1600-h/selanik5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5005035980437183378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1tNYB25I/AAAAAAAAAB4/srSqpEFe6h8/s320/selanik5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yoruz, Yunanlılar ısrarla Thessaloniki diyorlar. Nasıl ki, onlar ısrarla Constantinopolis dediklerinde bizim de aynı ısrarla İstanbul dememiz gibi. Bir türlü kabul edemiyoruz galiba, artık o şehrin bizim olmadığını. Şimdi Selanik'e bakıp, hüzün duymamamız mümkün değilse, onlar için de İstanbul aynı duyguları uyandırıyor olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de Selanik, öyle güzel ki, içten içe içimi de acıtıyor. Benim kalbim Selanik'te kaldı... Keşke bir kere daha gidebilsem, yaşayabilsem Selanik’i... (Selanik’04)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-4173588263437941162?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/4173588263437941162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=4173588263437941162&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4173588263437941162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4173588263437941162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/12/selanikatamzn-ehri.html' title='Selanik...Ata&apos;mızın Şehri...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXV1dNYB23I/AAAAAAAAABo/P8vNUxpatIQ/s72-c/selanik1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-7995624997441286325</id><published>2006-12-04T14:44:00.000+02:00</published><updated>2006-12-04T15:01:03.342+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Floransa..Büyüleyici Şehir...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Toskana Bölgesi'nin başkenti olan Floransa, Rönesansın doğduğu şehirlerden olduğundan adı sanat ve kültürle anı&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYidYB2wI/AAAAAAAAAAU/9PAaFqn4aIA/s1600-h/floransa2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5004652066195495682" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYidYB2wI/AAAAAAAAAAU/9PAaFqn4aIA/s320/floransa2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;lan, Arno nehrinin ikiye böldüğü büyüleyici güzellikte tarihi bir şehir. Floransa'ya girince önce Michelangelo Meydanı'na gidip şehre tepeden baktık. İlk k&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYcNYB2vI/AAAAAAAAAAM/BmEA-vyNkDQ/s1600-h/floransa1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;ez bu meydanda gördüğümüz daha sonra da hemen hemen her yerde karşılacağımız çıplak David heykelini gördük. Bu meydandan şehre bakmak çok güzel. Çünkü görülmesi gereken her yeri tepeden bir bakışta görmek mümkün. Arno Nehri, Ponte Vecchio (Eski Köprü), Duomo, Santa Croce vb. Sonra karşıya geçip tüm bu eserlere yakından bakmaya gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken Rönesans doneminde yapılan Santa Croce Kilisesi’nde Michelangelo, Machiavelli, Galileo gibi 274 ünlü kişinin mezarları yer alıyormuş. Kilisenin geniş meydanından yürüyerek Duomo Meydanı'na var&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYrdYB2xI/AAAAAAAAAAc/HoLtrSluYZ4/s1600-h/duomo1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5004652220814318354" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYrdYB2xI/AAAAAAAAAAc/HoLtrSluYZ4/s320/duomo1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santa Maria del Fiore (Duomo) Kilisesi gösterişli cephesi ve kulesiyle her yerden görünüyor. Binanın üzerindeki detaylı işçiliği izleyerek bile saatler geçirilebilir. O kadar da büyük ki, tek bir fotoğraf karesine sığdırmak imkansız. Biz çıkmadık ama kubbesinin tepesine çıkmak ve şehre o yükseklikten bakmak da mümkün.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYzNYB2yI/AAAAAAAAAAk/jFheaYZDss0/s1600-h/vaftizhane.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5004652353958304546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYzNYB2yI/AAAAAAAAAAk/jFheaYZDss0/s320/vaftizhane.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hemen karşısında beyaz ve yeşil mermeleri, sekizgen yapısı ve meşhur kapılarıyla vaftizhane yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Signoria Meydanı (Piazza della Signoria) sanki bir açık hava müzesi. Mitlerden çeşitli olayları anlatan heykeller... Eski Saray'ın (Palazzo Vecchio) hemen yanında, atın üzerinde Mediciler'den Cosimo'nun bir heykeli ve tabi her yerde olduğu gibi çıplak Michelangelo'ın David heykeliyle meşhur Neptun (Poseidon) Çeşmesi...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQZBdYB2zI/AAAAAAAAAAs/bQwQQlIqRPk/s1600-h/floransa3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5004652598771440434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQZBdYB2zI/AAAAAAAAAAs/bQwQQlIqRPk/s320/floransa3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQZL9YB20I/AAAAAAAAAA0/jiImn2t021s/s1600-h/neptuncesme.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5004652779160066882" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQZL9YB20I/AAAAAAAAAA0/jiImn2t021s/s320/neptuncesme.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Floransa sokaklarında dolaşırken müzik yapan gruplarla karşılaşmamak olanaksız gibi. Bu şehirde müzik olsun, görsel sanatlar olsun her yerde karşınıza çıkıveriyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQb09YB21I/AAAAAAAAABU/SJmWTVUZUzg/s1600-h/pontevecchio.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5004655682557958994" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQb09YB21I/AAAAAAAAABU/SJmWTVUZUzg/s320/pontevecchio.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Arno Nehri üzerinde birçok köprü var. Bunların en ünlüsü Ponte Vecchio. 14. yüzyılda yapılan köprünün üzerinde kuyumcu dükkanları yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uffizi Galerisi, pek çok meşhur sanatçının eserlerinin sergilendiği dünyaca ünlü bir müze. Her zaman kuyrukların olduğu müzenin 12 Euro giriş ücreti var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Floransa, tarihi binaları, sanat eserleri, meydanlarında resim yapan sokak ressamları, nehri, köprüleri ve kültür kokan havasıyla gerçekten büyüleyici bir şehir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-7995624997441286325?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/7995624997441286325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=7995624997441286325&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7995624997441286325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7995624997441286325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/12/floransabyleyici-ehir.html' title='Floransa..Büyüleyici Şehir...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXQYidYB2wI/AAAAAAAAAAU/9PAaFqn4aIA/s72-c/floransa2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-6801548136001699778</id><published>2006-11-29T22:52:00.000+02:00</published><updated>2006-11-29T22:57:34.143+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Volendam...Balıkçı Kasabası..</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/929959/volendam1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/87048/volendam1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Amsterdam Merkez İstasyonu'nun yan tarafından kalkan 110-111-118 numaralı otobüslerle Volendam, Marken ve Edam'a gidilebilir. Amsterdam'ın kuzeyinde kalan bu bölgelere gitmek için iki karanın tek bağlantısı olan denizin altındaki Lj Tünelinden geçiliyor. Tünel çıkışı sanki bambaşka bir yer. Amsterdam gibi bir şehirden çıkar çıkmaz, ufuklara kadar uzanan yemyeşil çimenlerle kaplı, dümdüz ovaların üzerinde otlayan inek ve koyunlar ve çiftlik evleriyle mükemmel bir yolculuk sunan bu yol yaklaşık yarım saat sürüyor. Ve bir balıkçı kasabası olan Volendam'a ulaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Otobüsten inilen noktayı d&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/828751/volendam2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/639287/volendam2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ümdüz takip edince limana varılıyor. Liman boyunca birkaç güzel kafe, restoran ve hediyelik eşya satan dükkanlar sıralanıyor. Bu liman boyunca biraz canlılık var. Ama ara sokaklara girince, tek katlı, üçgen çatılı yan yana mükemmel evlerin etrafında hiç kimseler görünmüyor. Evlerin çoğunun yapısı birbirinin aynı. Perdeleri açık kocaman pencerelerden görünen geniş bir salon... Amsterdam'dan sadece yarım saat uzakta olmasına rağmen, hayat burada çok sakin akıyor. (Kasım'06)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-6801548136001699778?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/6801548136001699778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=6801548136001699778&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6801548136001699778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6801548136001699778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/11/volendambalk-kasabas.html' title='Volendam...Balıkçı Kasabası..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3741194716348761999</id><published>2006-11-29T08:53:00.000+02:00</published><updated>2006-11-29T09:01:29.265+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Gümüşhane ve Çevresi...</title><content type='html'>İstanbul'dan uçakla Trabzon'a gittik. Oradan Gümüşhane’ye gidecektik. Otogarda dolaşırken 17 kişilik midibüsleri gördük, 20 dakika sonra kalkıyor, biletinizi alın dediler. Biletimizi aldık, numaralı(!) koltuğumuza oturduk. Araca binince ağzımız açık kaldı. Klimalı, TV’li, yolcu yastıklı, tertemiz araçta, çay/kahve makinesi ve muavin vardı. 2 saatlik yol boyunca sıcak-soğuk içeceklerimizi yudumlayarak vaktin nasıl geçtiğini anlamadan vardık Gümüşhane’ye. Ve canım Türkiye’m dedik, işte hizmet budur. Ve bu yolculuk için sadece 6 YTL ödedik (Gümüşvadi Turizm).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümüşhane'ye Trabzon'dan gelirken meşhur Zigana geçidinden geçilerek ulaşılıyor. Gümüşhane iki dağ arasına kurulu küçük bir ilimiz. Uzun bir ana caddesi var, çarşının da içinde olduğu. Bu çarşıda dut pekmezinden yapılma kömbe, cevizli sucuk vb. satan tertemiz, çok güzel dükkanlar var. Şehir, küçük bir kasaba havasında. Yeni açılan bir kent ormanı varmış. Kupkuru dağlara bakınca, civarda orman olabilecek hiç birşey yok gibi görünüyor. Yine de araba&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/461008/gumushane1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/90749/gumushane1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yla dağa tırmanmaya başlıyoruz. Hala karşımıza bir orman çıkacağından şüpheliyim. Uzun bir süre kıvrıla kıvrıla çıktıktan sonra hiç beklemediğim bir şekilde ağaçlarla karşılaşmaya başladık. Ve sonra "Kent Ormanı"na vardık. Belediye bu bölgede düzenleme yaparak suni havuzu, manzara izleme kuleleriyle çok güzel bir doğal ortam oluşturmuş. Ailece piknik yapılan, dinlenilen, orman havası alınan bir yer olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümüşhane çevresinde benc&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/168512/gumushane2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/202785/gumushane2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;e görülmesi gereken iki önemli yer daha var. Birisi "Karaca Mağarası". Trabzon yolu üzerinde, Gümüşhane'ye 22 km. uzaklıkta Torul ilçesi'nde "Karaca Mağarası" tabelasından sağa dönülüyor ve uzun bir süre virajlı yolda kıvrıla kıvrıla gidiliyor (Yaklaşık 1550 m.). Tesadüfen bir çoban tarafından keşfedilen mağaranın astım hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Doğal oluşum sarkıt ve dikitleriyle mükemmel bir manzara sunuyor. İçerde fotoğraf çekmek yasak olduğu için fotoğraflarına internetten bakılabilir. &lt;a href="http://www.karacamagarasi.com/"&gt;Karaca Mağarası.&lt;/a&gt; İçerisi çok güzel ışıklandırılmış. Gezmek için köprüler yapılmış ve oldukça serin.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/143355/gumushane3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/822396/gumushane3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Görülmesi gereken ikinci yer de Tomara Şelalesi'dir. Gümüşhane'ye yaklaşık 2 saatlik uzaklıktaki Şiran ilçesine bağlı bu şelale, bildiğimiz şelaleler gibi bir yükseklikten akmak yerine dağların arasından boşluk bulup fırlamış su görüntüsü veriyor. Buz gibi &lt;div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/143355/gumushane3.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;akan berrak suların köpük köpük aktığı şelale çevresinde yürümek, piknik yapmak serbest. Hatta ayaklarınıza da suya sokabilirsiniz. (Ağustos’06)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/143355/gumushane3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3741194716348761999?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3741194716348761999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3741194716348761999&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3741194716348761999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3741194716348761999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/11/gmhane-ve-evresi.html' title='Gümüşhane ve Çevresi...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-7046619835146941382</id><published>2006-11-19T17:00:00.000+02:00</published><updated>2007-09-18T20:30:49.864+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>La Serenissima (huzur dolu) Venedik…</title><content type='html'>Venedik… Nasıl bir şehir bu? Suların içinde evleri, yol yerine kanalları, rengarenk, çeşit çeşit maskeler satan dükkanları, gondolları, gondolcuları, havası, daracık sokakları, arabasız, motor gürültüsüz yolları… bildiğimiz hiçbir şehre benzemiyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/318845/grandkanal.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/44759/grandkanal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mestre’yi (ana karayı) Venedik’e bağlayan yaklaşık 4 km.lik tren yoluyla Santa Lucia İstasyonu’na vardık. İstasyonun ön yüzü Grande Canale (Büyük kanal)’a bakıyor. Hemen yanı&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/590716/evler.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/486146/evler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;nda ön yüzü gösterişli mermerden kilisenin önünden geçerek şehir turuna başlıyoruz. Harita üzerinde bakıldığında ters S şeklindeki büyük kanala açılan pek çok kanal var. Üzerindeyken&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/493922/rialtokopru.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/491482/rialtokopru.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; fark edilmiyor ama 120 adacıktan oluştuğu söylenen Venedik’i birbirine bağlayan 400 köprü varmış. Bu köprülerin en ünlüsü Rialto Köprüsü. Üzerinde çok güzel bir kanal görüntüsü var. Venedik’in tüm ara sokaklarına girip çıkıp labirent gibi daracık yollarda kaybola kaybola dolaşmaya başlıyoruz. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/170432/rialtokopru.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görülmesi gereken en önemli yerlerden biri kuşkusuz St.Marco Meydanı. Fazla samimi güvercinleri, büyük bir mermer salon şeklindeki galerileri, çan kulesi, kilisesi ve Dükler Sarayı’nın bir arada görülebileceği bir meydan. Venedik’li iki tüccar, Mısır’da bulunan ve Hristiyanlıktaki kutsal kişilerden 4 İncil’in yazarından biri olan Aziz Markus’a ait olduğu sanılan kemiklerini ve özel eşyalarını Venedik'e getirmek ve şehre armağan etmek isterler. Bir sandığa doldurarak üzerini domuz etiyle kaplarlar. Domuz etini gören Müslüman Araplar sandığa hiç dokunmazlar. Aziz Markus'un Venedik’e getirilmesinin ardından Venedik on&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/397071/st.marco.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/164481/st.marco.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;urlanır ve onu şehrin koruyucusu ilan ederler. İşte bugün St.Marco meydanında bulunan büyük ve gösterişli kilise Aziz Markus adına yapılmıştır. Kilisenin ön yüzünde Aziz Markus’un Mısır’&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/397076/st.Marcokilise.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/88673/st.Marcokilise.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;dan nasıl getirildiğini yansıtan mozaikler yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Markus Kilisesi’nin hemen yanında Dükler Sarayı var. Venedik’in deniz ticaretinde çok önemli bir yeri olduğu zamanla&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/398734/duklersarayi.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/185605/duklersarayi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rda, şehre gelenleri Venedik’in zenginliğiyle büyülemek için güç ve şöhret sembolü olarak yapılmış. Beyaz ve pembe mermerin oluşturduğu hoş görünümlü geometrik şekilli süslü ön cephesi çok güzel görünüyor. Bu sarayda aynı zamanda suçlular mahkeme edilir ve hemen yandaki hapishaneye götürülürmüş. İki bina&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/452138/gondol.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/741417/gondol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yı birbirine bağlayan köprüden geçerek hapishaneye giden kişi, Venedik’i bir daha göremeyeceği için bu köprüden geçerken şehre son kez bakarmış. Bu nedenle bu köprünün adı “Son Bakış” veya “Hasret Köprüsü”dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerin pek çoğu rutubetin etkisiyle mi bilmem çok kötü görünüyor, çok bakımsız. Ama bazıları da çok hoş. Camlarından çiçekler sarkıyor. Gondollar şehirde minibüs gibi çalışıyor. Hep bahsedilen romantik Venedik’ten biraz uzak geldi bana bu görüntüler.. Ama yine de Venedik’e bakıp etkilenmemek olanaksız gibi. İnsanın gözü bu olumsuzlukları görmek istemiy&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/1600/439065/maskeler.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger2/5121/4325/320/949777/maskeler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;or belki de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venedik, karnavallarıyla da meşhur bir şehir. Eskiden karnaval zamanı, insanlar arasındaki sınıf farklılıklarını kaldırmak için maskeler takılırmış. Gittiğimizde karnaval zamanı değildi ama her yerde satılan maskelere bakılırsa bu gelenek hala sürdürülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venedik, ne yazık ki, kendi kendini yiyen bir şehir. Yavaş yavaş batmakta ve çevresindeki su da yükselmekte. Şehri kurtarabilmek için birçok proje üretiliyormuş. Umarım başarırlar..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-7046619835146941382?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/7046619835146941382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=7046619835146941382&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7046619835146941382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7046619835146941382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/11/la-serenissima-huzur-dolu-venedik.html' title='La Serenissima (huzur dolu) Venedik…'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-6391327131089560758</id><published>2006-11-15T21:26:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T21:44:39.221+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Kasımda Amsterdam...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/kanal.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/kanal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaprakların yeşilden sarıya, kahverengiye ve turuncuya dönüp yerlere halı olma zamanı gittik Amsterdam’a. Hava bir soğuk, bir sıcak.. Bir fırtına çıkıyor yağmur başlıyor, bir güneş açıyor.. Amsterdam’ın -halk kısaca A’dam diyor- kanal boyu evleri, müzeleri, özgürlüğü, peynirleri ve eşcinselleriyle ünlü olduğunu duymuşsunuzdur. İşte bunların hepsinin görülebileceği ve bazılarının sevilip bazılarından rahatsız olunabilecek ilgi çekici, farklı bir şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaalanından merkez istasyona giden tr&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/kanalevler.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/kanalevler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;enden inince, şehri önce sudan görelim diye kanal turu yapmaya karar verdik. Birçok firma var, çeşitli güzergahları ve alternatifleri olan. Kanal boyunca küçük kahverengi tuğlalı evleri süsleyen üçgen görünümlü çatılar eşliğinde 1 saatlik bir tur yaptık. Ve karaya ayak basınca elimizde haritalarla şehri keşfe çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Red Light District” denilen bölgede, kırmızı lambalı, kırmızı perdeli vitrinlerde kadınlar kendilerini sergiliyorlar. Fahişeliğin serbest bir şekilde ve gizli saklı değil, alenen olduğu bu bölge sadece erkeklerin değil, turistlerin de en çok gittiği yerlerden biri haline gelmiş. Küçüğünden büyüğüne, zayıfından şişmanına, çeşitli ırklardan kadınların müşteri çekmek için birbirleriyle rekabet halinde vitrinlerdeki şovlarını izleyerek geçtiğimiz bu bölgenin hatırı sayılır bir ziyaretçisi var. Özellikle bu bölge civarında süslü vitrinleriyle pek çok “sex shop” da dikkat çekiyor. Şehrin dikkat çeken diğer bir yönü de hafif uyuşturucuların satıldığı, belli alanlarda yoğunlaşmasıyla birlikte şehrin hemen her yerinde yer alan “Coffee Shop”lar. Kapılarında yeşil-beyaz “coffee shop” yazan dükkanlarda normal kafelerde olan içeceklerin menüsü dışında bir de uyuşturucu menüsü var. Tesir gücü ve fiyatı farklı bir çok ot türü var. Bazı “coffee shop”ların tamamen duman altı, karanlık, farklı milliyetlerden insanların -el becerisi gerektiren- sararak içtikleri otların kokusunun tüm duvarlara sindiği ürkütücü bir görüntüsü var. Bazıları daha girilebilir ve oturulabilir mekanlar.. İçinde uyuşturucu özelliği olan otların olduğu çaylar, kekler, lolipop şekerler, otların &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/saatkulesi.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/saatkulesi.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ezildiği küçük iğneli kutular birçok yerde satılıyor. Bu şehirde seks ve otun özellikle bazı bölgelerde oldukça abartıldığını söyleyebilirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şehri sadece bu yönüyle görmenin de haksızlık olacağını düşünüyorum. Amsterdam çok farklı alanlarda müzelere sahip bir şehir. Sayıları fazlaca olan sanatsal ve tarihi eserlerin sergilendiği müzelerin yanında bilimi test ederek keşfetmek için Nemo Bilim Müzesi, İşkence Müzesi, ünlü kişilerin balmumu heykellerinin olduğu Madam Tussaud vb. 3 Euro’dan 20 Euro’ya kadar da giriş ücretleri olan birçok müze var. Örneğin “Museumplein” gibi bölgelerde şehrin seks ve ot havasından uzaklaşabilir, sanat eserlerinin sergilendiği müzeleri gezebilir, “Rijksmuseum”un ön bahçesindeki havuzun etrafında güzel manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Van Gogh müzesinde Van Gogh’un hemen her yerde görüp bildiğiniz resimlerinin yanında daha önce hiç görmediklerinizi de görebilirsiniz. Başka sanatçıların eserlerinin de sergilendiği bu müzenin giriş katında Van Gogh resimleri kullanılarak yapılan şemsiye, kalem, defter, saat, fincan, mauseped vb. birçok şey ve kitaplar alınabilir. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/magnaplaza.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/magnaplaza.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanal boyu evleri, Kraliyet Sarayı, Eski ve Yeni Kilise, Magna Plaza (alışveriş merkezi), Merkez İstasyon ve Rijks müzesi gibi güzel binaları da görmeden geçmemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir, bizim gibi ayakların ağrıması pahasına saatlerce yürüyerek gezilebilir. Ama bunun dışında tramvay, metro, otobüs gibi seçenekler de var. Şehirde özellikle yerel halkın tercih ettiği eşya/bebek taşıma işlevleri de olan bisikletler her yerde karşınıza çıkıyor. Zaten birçok yerde yollar, araba, yaya ve bisiklet yolu olarak üçe ayrılmış durumda. Durum böyle olunca her yerde bisiklet parkları da var ama insanın kendi bisikletini orada bulması oldukça zor gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şehrin kuzey bölgesinde bulunan “Volendam” kasabasına da otobüsle gidiliyor (yarım saatlik bir yolculuk). Limanı ve sevimli evleriyle çok güzel bir kasaba. Peynir fabrikasıyla ünlü Marken’e de gidilebilir. Ayrıca yel değirmenlerin gezilip görülebileceği şehirden trenle 15 dakikada gidilebilecek olan Zaandam var. 17.00’ye kadar açık olduğu için biz yetişemedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzelerin hepsine girmeyi düşünmüyorsanız, söylediğim yerleri gece-gündüz yürüyerek üç günde rahatlıkla görebilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-6391327131089560758?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/6391327131089560758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=6391327131089560758&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6391327131089560758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6391327131089560758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/11/kasmda-amsterdam.html' title='Kasımda Amsterdam...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-7958085797007435028</id><published>2006-11-10T12:48:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T12:37:54.174+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Antakya’da Lezzetin Peşinde Yolculuk...</title><content type='html'>Antakya’ya giderken aklımda birkaç meşhur yiyeceği ve mozaik müzesi vardı. Şehrin ortasından geçen Asi Nehri’nin üstündeki köprülerin birinden geçerken künefecileri gördük. Ama önce yemek yemek için “Sultan Sofrası”na gittik. Yöresel yemekler yapan, turistik, temiz ve tıklım tıklım bir restorandı. Üst katta (loca gibi) yer bulup oturduk ama ne yiyeceğimizden emin değildik. Aşağıda yemek yiyenlerin tabaklarına bakarak birkaç şey sipariş verdik. Kaytaz Böreği, oruk (içli köfte), yaprak sarması vb. Yemekler çok güzeldi ama aklımız künefedeydi. Daha önceden duyduğum içim Kral Künefe’ye gittik. Bir tane dondurmalı künefe söyledik eşimle beraber yeriz diye. Ama bir çatal alınca garsona dönüp "aynısından bir tane daha" dedim. İstanbul’da biz künefe yemişyormuşuz meğer. Günlerce gözümün önünden yediğim künefenin görüntüsü geçti. Künefeyi eve de götürmek isteyenler için hediyelik kuru künefe de yapıyorlar. Pişmiş künefeyi ve şerbetini ayrı paketliyorlar. Kutunun üzerinde nasıl yapılacağı da yazıyor. Şerbet kaynatılıp fırınlanan künefenin üstüne dökülüyor. Yapımı çok basit ama orada yenen gibi olmuyor haliyle. Biraz daha yumuşak oluyor, çıtırlığı gidiyor, yine de çok lezzetli. Kral künefe, bu şekilde hazırladığı künefeyi kargoyla her yere gönderiyormuş. Tabi telefonlarını aldık, her an künefe krizine girebiliriz, hazırlıklı olmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’nın meşhur biberli ekmeği varmış, daha önce yememiştim. Sürki denilen (baharatlı çökelek) ve biber salçasıyla yapılan bir tür lahmacun diyebiliriz sanırım. İç malzemesi evde hazırlanarak fırınlara götürülüp orada pişirilirmiş. İç malzemesini vermeden de yapan bir fırıncı bularak (Demirciler Çarşısı içinde) tadına bakmış olduk. Ham cevizden yapılan &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/biberliekmek.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/biberliekmek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ceviz tatlısı ve kireç kaymağında bekletilerek yapılan kabak tatlısını önceden biliyordum. Kabak tatlısını Kadıköy’deki “Çiya”, üzerine tahin ve çekilmiş ceviz dökerek servis ediyor. Antakya kabak tatlısını bu şekilde yemenizi tavsiye ederim. Mehmet Yaşin’in deyimiyle “damak çatlatan” birşey. Çiya’da kilosu 20 YTL., Antakya’da 6 YTL. Antakya mutfağıyla ilgilenenler yemekleri ve tarifleri bu adresten öğrenebilir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.antakyarehberi.com/yemekrehberi/default.asp"&gt;http://www.antakyarehberi.com/yemekrehberi/default.asp&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Demirciler Çarşısı’nda künefelik tel kadayıf yapan ustaları izleyerek çeşit çeşit yöresel peynirler, biber salçası, zeytin satan dükkanlara merakla bakarak sokaklarda kısa bir tur yapıp mozaik müzesine gittik. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/mozaikmuze.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/mozaikmuze.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük mozaik müzesi Tunus’un başkentinde bulunan Bardo Mozaik Müzesi’dir. Orayı görmüştüm, gerçekten çok büyük ve çok güzel mozaikler vardı. İkincisi Temmuz 2005’de açılan Gaziantep’teki Zeugma Mozaik Müzesi (henüz göremedim) ve üçüncüsü ise Antakya’da Cumhuriyet Alanı’nda Asi Irmağı’nın kenarındadır. Müzede Roma ve Bizans dönemlerine ait ve Harbiye, Antakya, Atçana, Seleukeia Pieria ve İskenderun’da bulunan mozaiklerin yanısıra diğer tarihi buluntular da sergilenmektedir. Ayrıca kazılarda bulunan çok güzel korunmuş sütunlu bir lahit var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayanın içine yapılan St.Pietro kilisesi, dinlenmek ve suyun akış sesleri arasında doğanın ortasında kalmak için Harbiye Şelaleleri de görülecek yerler arasındadır. Antakya şehir görüntüsü olarak beni biraz hayalkırıklığına uğratsa da mutlaka tekrar görmek isteğim yerler arasına girdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-7958085797007435028?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/7958085797007435028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=7958085797007435028&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7958085797007435028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7958085797007435028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/11/antakyada-lezzetin-peinde-yolculuk.html' title='Antakya’da Lezzetin Peşinde Yolculuk...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-714636170046544370</id><published>2006-11-04T14:22:00.000+02:00</published><updated>2006-11-04T14:35:21.953+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Saraybosna Sokakları...devam</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Sarajevo.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/Sarajevo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Saraybosna’da gezerken Osmanlı'dan günümüze bir tarihte yürüyoruz sanki. Sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemi süslü yapıları arasına giriyoruz. Aralarda camiler, kiliseler, sinagoglar... Başçarşı (Bascarsija), daha çok Müslümanların bulunduğu bir yer, bizim Kapalı çarşı gibi. Bedesten (müze), dükkanlar, restoranlar, camiler var. Dükkan sahiplerinin isimleri hep Türkçe. Baharatçı dükkanın önünde vitrine bakıyorum; badem, çörekotu, karanfil, rahat lokum vb. bir çok tanıdık sözcük var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir kilise var, geniş bir meydanı olan. Yahudi Müzesi’nin arka sokağında. Bu meydana bakan sokakta çok güzel kafeler var. Bu kafelerde fiyatları çok uygun olan kokteylerden içebilirsiniz ama mutlaka Sarajevski Pivo (çok güzel değil ama Saraybosna’da üretilen bir bira). Hangi şehirdeyseniz o şehrin birasını içmek güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/mezarlik.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/mezarlik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Saraybosna, savaş zamanı (1992-95) çok yara almış, bütün evler, binalar mermi-bomba izlerini taşıyor. Bir kısmı olduğu gibi duruyor (Europa Oteli gibi) bir kısmı da yenilenmiş ama hala izleri duruyor. Gazi olmuş bir şehir yani. Şehrin tepelerinde birçok mezarlık var. Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in anıt mezarı da halk mezarlığının içinde, sade bir mezarlık. Bir asker eli göğsünde nöbet tutuyor başında, güneşe karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde “Srvzo House” adı verilen ve bir müze haline getirilmiş bir Türk evi var. Bizim Anadolu’da birçok yerde görebileceğiniz evlerden biri gibi. Orayı da gezdik, Mostar’daki gibi evi tanıtan birisi yoktu. Zaten herşey tanıdık bize..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/srvzohouse.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/srvzohouse.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şehirdeki tramvaylar çok eski ama çalışıyor ve şehirde çok işe yarıyor. Şehir merkezinden Ilıca’ya kadar uzanan uzun bir hattı var. Bilet almak ve tramvayın içindeki makineye okutmak gerekiyor. Bazen denetleyiciler biniyor tramvaya ve biletlere bakıyorlar. Bize denk geldi bir kere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir havası var ki Saraybosna’nın ne yazsam eksik kalacak gibi. İnsanın içini mi acıtıyor, güzelliğiyle büyülüyor mu bilmiyorum. Bir türlü karar veremiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-714636170046544370?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/714636170046544370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=714636170046544370&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/714636170046544370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/714636170046544370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/11/saraybosna-sokaklardevam.html' title='Saraybosna Sokakları...devam'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8366249244158118888</id><published>2006-10-31T23:20:00.002+02:00</published><updated>2008-05-25T22:05:46.880+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Mersin’de Uzuncaburç, Kanlı Divane ve Üç Güzeller..</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Mersin'de iki tane antik kent gördük. Farklı medeniyetlerin yaşadığı ve izlerinin taşa toprağa sindiği bu bölgelerde kısa bir gezinin ardından aklımda kalanlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silifke’den yukarılara tırmandıkça bir antik kentle karşılaşacağımızı biliyordum ama böylesini beklemiyordum. Uzuncaburç antik kentinden bahsediyorum. Helenistik dönemde &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/uzuncaburc.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/uzuncaburc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;İ.S. 72 yılında Olba Krallığı’na bağlıyken Romalılar tarafından Diocaesarea adıyla bir kent devleti olan haline gelen bu şehirde, her iki döneme ait kalıntılar bulunmakta. Zeus tap&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/uzuncaburc1.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/uzuncaburc1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ınağı, uzun burçlar, anıt mezar, sütunlu yol, tiyatro, çeşme binası, şans tapınağı, ve şehir kapısı kazılarda ortaya çıkan eserlerden. Antik kentte Kültür Bakanlığı’na bağlı çalışan ama tam bir Uzuncaburç aşığı bir görevliyle sohbet ettik. Bize kentin tarihinden, şimdiki durumuna kadar on dakikada birçok şey anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir antik kent de “Kanlı Divane”. Şehrin içindeki çöküntüde suçluların vahşi hay&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/kanlidivane.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/kanlidivane.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;vanlara parçalatıldığı inancı nedeniyle halk tarafından “Kanlı Divane” adını aldığı söylenmekte. Bu ölüm çukurunun duvarlarına bakıldığında bir tarafta kılıçlı bir asker ve diğer tarafta da -sanki gösterileri izleyen- beş kişilik bir aile kabartması var ki, bu da bu inancı destekler görünmekte. Bu ölüm çukurunun etrafına kurulan, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak kullanılan bu şehirden bazilika, sarnıç ve anıt mezar kalıntıları görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style&gt;Narlıkuyu’da meşhur “üç güzeller mozayiği”ni gördük. Deniz kenarındaki sarayın hamam bölümünde yere yapılan bu mozaik, Silifke Kaymakamlığı’na göre Zeus’un kızları yarı tanrıça Aglaia, Thalia, Euphrosyne’yi göstermekte (Kültür Bakanlığı sitesinde Hera, Athena, Afrodit olduğu yazıyor). Mozayiğin üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyle imiş:&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/ucguzeller.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/ucguzeller.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;"Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenios'tur".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saraydan geriye birşey kalmamış ama bu mozayiğin korunması amacıyla üzerine küçük bir oda yapılmış. Sadece bu eserin yer aldığı bir müze haline gelmiş. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8366249244158118888?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8366249244158118888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8366249244158118888&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8366249244158118888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8366249244158118888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/mersinde-uzuncabur-kanl-divane-ve-gzel.html' title='Mersin’de Uzuncaburç, Kanlı Divane ve Üç Güzeller..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-5515213745824954043</id><published>2006-10-31T22:35:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:07:55.342+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Herkes Gider Mersin’e, Biz de Gittik Mersin’e…</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/mersin.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/mersin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Bu kadar güzel bir şehirle karşılaşacağımı düşünmemiştim Mersin’e giderken. Deniz kıyısı olan şehirler güzellik yarışında her zaman birkaç adım önde başlıyor bence. Tıpkı İstanbul gibi, İzmir gibi.. deniz kıyısı boyunca oldukça geniş bir alanda kilometrelerce, çok güzel dekorlanmış bir park var. Mersin’deki tarihi kalıntıların benzerleriyle süslenmiş, süs havuzları ve yemyeşil çiçekler içinde… gündüz ve gece bu alanda yürüyüş yapmak, sahilde oturmak, bisiklete binmek çok zevkli olsa gerek. Biz de bir iki günlük de olsa tadıyoruz bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama parkın hemen arkasında -tuhaf bir şekilde şehir merkezinde ve Erdemli gibi yazlık bölgelerde- çok yüksek katlı apartmanlar var. Bunu anlamak pek mümkün değil. 18-20 katlı apartmanlar pek yazlık ev gibi gelmiyor b&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/mersin1.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/mersin1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ana. Ama Mersin’de yüksek katlı binalar nedense çok fazla var. Hatta ülkemizin en yüksek binası (52 katlı) olan ve üst katları otel olan bir bina bile var. Bana göre, pek bir sevimsiz, dümdüz, göğü delen bir çıkıntı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mersin deyince özellikle akla gelen iki tatlı var. Cezerye; ceviz, fındık veya fıstığın havuçla birleşimiyle yapılan ve üzeri hindistan ceviziyle kaplı bir enerji deposu. Kerebiç ise, irmikle yapılan sert bir kurabiye hamurunun içinin tamamen fıstık veya cevizle doldurulmasıyla yapılan bir tatlı. Ama ilginç yanı çövenden yapılma beyaz bir köpüğün bu kurabiyenin üzerine konması ve tarçın serpilerek servis edilmesi. İlk defa yiyenler için ilginç bir tat. Bence kerebiçi sevmek için alışık olmak lazım. Yani ilk lokmada pes etmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mersin, yıllar boyu farklı medeniyetlerin yaşadığı bu nedenle de tarihi kalıntılara sahip bir şehir. Şehrin bu yönünü diğer yazımda anlatacağım. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-5515213745824954043?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/5515213745824954043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=5515213745824954043&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5515213745824954043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5515213745824954043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/herkes-gider-mersine-biz-de-gittik.html' title='Herkes Gider Mersin’e, Biz de Gittik Mersin’e…'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-1132601922585435636</id><published>2006-10-27T13:33:00.002+02:00</published><updated>2008-05-25T22:09:39.622+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Saraybosna Sokaklarında Yemek-içmek...</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Ne kadar da bizden bir şehir, insanlar, yüzler, yemekler ne kadar da tanıdık Saraybosna sokaklarında. Herkes Türkçe biliyor sanırsınız, oysa bambaşka bir dil konuşuyorlar. Boşnakça, Sırpça, Hırvatça konuşuluyor, hepsi de birbirine benziyor. Konuşmalara kulak kabartıyorum, hiç anlamadığım bir dil ama aralarda tanıdık sözcükler geliyor kulağıma. “Selam, marhaba” diyorlar. “Haydi Allaha ısmarladık” diyorlar. Başçarşı’da gezerken sokak isimleri hep bizden, Kuyumcular, Bakırcılar, Çizmeciler vb. yazılışları farklı ama bizim gibi okuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşıda gezerken Cevabi kokuları geliyor burnumuza (bizim İnegöl köftesi). Çok güzel bir pidenin içine on tane köfteyi koyuyorlar, pidenin üstüne köftenin yağını gezdirip yanında soğanla servis ediyorlar. Çok lezzetli ve de çok ucuz, yanında da yogurt (ayran yani). Ve mutlaka Boşnak böreği yemeli. Börek kıymalı olursa “burek”, peynirli olursa “sirnica”, ıspanaklı olursa “zelvenica” oluyor adı. Bir de soğan dolması var. Yemek istiyorsanız aynen Türkçe’de olduğu gibi “soğan dolması” diyorsunuz, böyle yazılıyor ve okunuyor. Arpacık soğan veya biraz daha büyüğü soğanların içinde dolma malzemesi var. Güzel bir yemek..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/kahve.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/kahve.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;Yemek sonrası Moraçi Han’da “Bosnian Kafa” söylüyoruz. Sanki Çemberlitaş’ta Çorlulu Ali Paşa’da oturuyoruz, öyle bir havası var. Bakır tepsi içinde, bakır cezvesiyle, yanında bir bardak suyla geliyor kahve. Fincanın kulpu yok ve içinde iki kesme şekerle gül lokumu var. Fincana kendiniz doldurup lokumla içiyorsunuz kahveyi. Saraybosna’yı yazmaya devam edeceğim. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-1132601922585435636?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/1132601922585435636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=1132601922585435636&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1132601922585435636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1132601922585435636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/saraybosna-sokaklarnda-yemek-imek.html' title='Saraybosna Sokaklarında Yemek-içmek...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-1294867212337993783</id><published>2006-10-27T07:23:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:11:56.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Split..tarih, kültür-sanat şehri..</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Split’te bir meydanda, güzel bir binanın önünde orkestra hazırlıkları vardı, biz de merak ettik, konser falan mı var diye. Akşam olunca gittik. Kalabalığın içine yanaştık iyice. Baktık ki, şık giyimli insanlar toplanmışlar, biz yazlık kıyafetlerimizle biraz komik olduk ama aldırm&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwNZI4frrI/AAAAAAAAAJ0/Loyig3zXQjk/s1600-h/Split1.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006891611261480626" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwNZI4frrI/AAAAAAAAAJ0/Loyig3zXQjk/s320/Split1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;adık, ön saflarda yerimizi aldık. Üstelik garsonlar şampanya servisi yapıyorlardı. Bardaklarımızı da aldık. Önce konseri dinledik, sonra isim anons ettiler, politikacı tipli birisi çıktı, konuştu uzun uzun. Sonra başkaları da konuştu. Tek kelime anlamasak da konuşmalar bitince alkışladık tabi. Bu arada bol bol izleyenlerin fotoğraflarını da çekti gazeteciler. Sonunda anladık ki bir fotoğraf sergisinin açılışı var&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;mış. Çok eğlenmiştik ama ertesi gün erkenden yola çıktığımız için gazetelerde resimlerimizi göremedik. Demem o ki, Split bir kültür-sanat şehri. Özellikle yaz ayları bir çok etkinlik yapılıyor. Açılış, konser, tiyatro vb. mutlaka denk gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Split, aynı zamanda Dünya Kültür Miras listesindeki tarihi kalıntıları (Diocletian Sarayı), denizi, marinasıyla çok turistik bir şehir. Avrupalı turistler sokaklarda dolaşıyorlar her dilden konuşarak. Saray duvarlarının içinde bir katedral ve dışında kafeler, hediyelik eşya satan dükkanlar var. Riva denilen sahil şeridinde upuzun bir cadde boyunca çok güzel kafeler sıra sıra palmiye ağaçlarının gölgesinde&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt; duruyor. Bu kafelerde denize karşı oturup soğuk bir Karlovack&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwNvo4frsI/AAAAAAAAAJ8/mUdj9QztU1M/s1600-h/Split2.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006891997808537282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwNvo4frsI/AAAAAAAAAJ8/mUdj9QztU1M/s320/Split2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;o ya da Ozujsko içmek (Hırvat birası) veya dondurma yemek çok iyi geliyor. Türk lirası, Hırvat Kuna’sından yaklaşık 3,5 kat daha değerli ama bu değeri hissedemedik biz, fiyatlar yüksek. (Hırvatların kendi üretimi bir içki –Trivarica-, başka bir ülkede -Bosna’da- daha ucuza satılıyor mesela)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Riva’dan yukarı doğru çıkınca daracık sokakları olan, kesme taştan yapılmış çok güzel evler çıkıyor karşımıza. Ara sokaklarda dolaşıp şehri tepeden gören bir yerde tekrar Ozujsko molası vererek gün batımını izliyoruz. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-1294867212337993783?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/1294867212337993783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=1294867212337993783&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1294867212337993783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1294867212337993783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/splitturistik-ehir.html' title='Split..tarih, kültür-sanat şehri..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwNZI4frrI/AAAAAAAAAJ0/Loyig3zXQjk/s72-c/Split1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-9103813634022512534</id><published>2006-10-27T07:19:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:13:21.823+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Split..çalışan kadınlar şehri..</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Hırvatistan Hava Yolları’yla Zagrep’ten Split’e uçtuk. Minibüste yolculuk yaptık sandık, hostesler su ve gazlı su servisi yaptılar ve sallana sallana yarım saatte vardık Split’e. Havaalanından şehre giden otobüse binerek şehir merkezinde indik. İçlerinde yaşlı kadınların da olduğu bir grup insan otobüsün etrafını sardı. Ellerinde çeşitli dillerde “oda”&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt; anlamına gelen kartlar tutuyorlardı. Pansiyonlarına müşteri bulmaya çalışıyorlar. Biz internetten reservasyon yaptırmıştık, pansiyonun nerede olduğu öğrendik, otobüsle gittik. Hostelin sahibi orta yaşlı bir kadındı. Çat pat İngilizce’siyle anlaştık, odamıza yerleştik. Mutfağı, buzdolabını v&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Split.0.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;e banyoyu istediğimiz zaman kullanabileceğimizi söyledi. “No washing problem, no cooking problem” Eşyalar eski olsa da, temiz bir pansiyondu (Villa Nevenka). Şehir merkezine yürüyerek 20-30 dakika kadar uzaklıkta. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwL0Y4frqI/AAAAAAAAAJo/EaVcOB_Ig7Q/s1600-h/Split.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006889880389660322" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwL0Y4frqI/AAAAAAAAAJo/EaVcOB_Ig7Q/s320/Split.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler sonra merkeze döndüğümüzde yaşlı kadınların hala ellerinde “oda” yazan kartlarla beklediklerini gördük. Burada para kazanmak zor olsa gerek. Biz de olsa bu yaşta kadınlar çalışmazlar, hayattan ellerini, ayaklarını çekip emekli maaşlarıyla ya da varsa çocuklarının yardımıyla yaşarlar bir anlamda artık ölümü beklerler. Oysa Split’te kadınlar çalışıyorlar güneşin altında. Nasıl bir yaşamları var bilmiyorum ama bazı yaşlı kadınlar da çöplerden pet şişeleri topluyorlar bütün gün. Hatta elindeki şişeye bile göz koyuyorlar, “iç de ver şisesini” der gibi bakıyorlar. Split’te ilk dikkatimizi çeken oda satmaya çalışan ve pansiyon işleten kadınlar olmuştu. Şehirle ilgili yazmaya devam edeceğim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-9103813634022512534?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/9103813634022512534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=9103813634022512534&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/9103813634022512534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/9103813634022512534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/hrvatistan-hava-yollaryla-zagrebten.html' title='Split..çalışan kadınlar şehri..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwL0Y4frqI/AAAAAAAAAJo/EaVcOB_Ig7Q/s72-c/Split.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-5349572846275913808</id><published>2006-10-18T14:59:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:14:18.707+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Prag’ta Saat Kulesi’nin Hüzünlü Öyküsü...</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Prag’ta, Eski Şehir Meydanı’nda, yani şehrin tam kalbindedir Saat Kulesi. Bu meydan bir çok kişiyi geçmişin izlerinde bir yolculuğa çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu meydandaki meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hanuş Usta yapmıştır. Amacı, Kutna Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir. “Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip ölecek!”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/saat-kulesi.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/320/saat-kulesi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli adamı haline gelir. Kral’dan daha fazla adı duyulmaya başlar çünkü, Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a sadece ve sadece saati görmeye gelir. Zamanla Hanuş Usta’ya başka ülkelerden de teklifler gelir, fakat Hanuş usta bu teklifleri reddeder. Zamanla bu teklifler Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, Hanuş Usta’nın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan Hanuş Usta da kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak intikamını alır. Saati 50 yıl kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat ustası onarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice’dir. Hanuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir jest yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir; “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-5349572846275913808?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/5349572846275913808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=5349572846275913808&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5349572846275913808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/5349572846275913808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/pragta-saat-kulesinin-hznl-yks.html' title='Prag’ta Saat Kulesi’nin Hüzünlü Öyküsü...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-7669257247445217741</id><published>2006-10-17T14:57:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:17:59.411+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Beypazarı.. konakları, yemekleri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKuo4froI/AAAAAAAAAJQ/sTkSiw5-F60/s1600-h/beypazari.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006888682093784706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKuo4froI/AAAAAAAAAJQ/sTkSiw5-F60/s320/beypazari.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Son zamanlarda adını çokça duymaya başladığımız, Ankara’nın bu ilçesine nihayet gittik biz de. Bir fay hattının oluşturduğu kayalara sırtını yaslanmış evleri Hıdırlık Tepesi’nden görerek başlıyor gezimiz. Eski Türk konaklarını tepeden izleyip sonra yanlarına gidiyoruz. Evler çok güzel görünüyor, pencerelerinden çiçekler sarkıyor. En gözde yer, yöresel ürünlerin satıldığı ve restore edilen tarihi konakların bolca olduğu Alaattin Sokak. Bu sokakta, yöre halkının el emeği ürünlerinden baharatlar, tarhanalar, fasulyeler, erişteler vb. sattıkları tezgahlar sıralanıyor. Fırınlardan taze çıkmış &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/beypazari1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Beypazarı kurusu kokuları geliyor, yoldan geçerken ik&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKzY4frpI/AAAAAAAAAJY/-FaJcG1uymU/s1600-h/beypazari1.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006888763698163346" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKzY4frpI/AAAAAAAAAJY/-FaJcG1uymU/s320/beypazari1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ram ediyorlar, hiç böylesini yememiştim. Dönüşte kaç paket alsak diye düşünmeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşıdaki konakların bazıları restorant olmuş, “İnce Takım” denilen Beypazarı yemeklerini yapıyorlar. Yani tarhana çorbası, yaprak sarması, güveç (etli pilav), 80 katlı ev baklavası vs. Arnavut kaldırımlı dar sokaklardan yukarı doğru çıkarken Beypazarı kültürünü yansıtan eserlerin, antika eşyaların sergilendiği “Beypazarı Tarih ve Kültür Evi” çıkıyor karşımıza. Müzeyi dolaşıp alışveriş yapmaya tekrar çarşıya dönüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin havuç üretimin %60’ının bu şirin ilçemizden karşılandığını duyunca şaşırmıştık ama havuçlu dondurma, havuç reçeli, havuç lokumu, havuç suyu vb. görünce, evet burda havuç çok galiba dedik. Beypazarı turizmi dışında ekonomiye başka katkıları da olan bir ilçemiz. Gümüş işlemeciliği (Telkari), karoser üretimi vb. Kısacası, gidilmesi, görülmesi ve yemeklerinden yenilmesi gereken çok şirin bir yer (Haziran'06). &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-7669257247445217741?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/7669257247445217741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=7669257247445217741&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7669257247445217741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7669257247445217741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/beypazar-konaklar-yemekleri.html' title='Beypazarı.. konakları, yemekleri...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKuo4froI/AAAAAAAAAJQ/sTkSiw5-F60/s72-c/beypazari.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8806262444859236690</id><published>2006-10-16T10:50:00.002+02:00</published><updated>2008-05-25T22:20:10.127+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Doğanın Tadına Bakmak...Çubuk Gölü</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/sunnetgol.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Kaldığımız otel, Bolu’nun şirin ilçesi Göynük’teydi. Tipik Türk evleri, Kurtuluş Savaşı’nın başarısını sonsuza taşıma amaçlı yapılan Zafer kulesi ve doğal güzellikleriyle çok güzel bir yer. İlçenin iki tane önemli gölü var. Birini çoğu kişi bilir, turlar düzenlenir oraya, Sünnet Gölü. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwJ4Y4frlI/AAAAAAAAAIs/gbvvX1OCh_I/s1600-h/sunnetgol.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006887750085881426" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwJ4Y4frlI/AAAAAAAAAIs/gbvvX1OCh_I/s320/sunnetgol.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Mükemmel manzarası ve turistik tesisiyle (Mudurnu Doğal Yaşam Oteli) ağaçların arasında bir cennet gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/cubukgolu1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwJ-I4frmI/AAAAAAAAAI0/iFLHEOKxZB0/s1600-h/cubukgolu1.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006887848870129250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwJ-I4frmI/AAAAAAAAAI0/iFLHEOKxZB0/s320/cubukgolu1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;İkinci göl ise daha az bilinen, Çubuk Gölü’dür. Gölbaşı Köyü’nün evlerinin arasından geçerek ulaşılan, yakın zamanda yayından kaldırılan bir dizi çekimiyle gündeme gelen –ben seyretmedim ama dizinin adı “Rüzgarlı Bahçe” imiş- bu güzel göl, çevresindeki yel değirmenleriyle mükemmel bir görüntü oluşturuyor. Yel değirmenlerinin orada bir dizi uyarılar dizisi vardı ki, izin alarak fotoğraf çektik! Gölün çevresinde konaklama tesisi veya kafe benzeri herhangi birşey yok (en azından biz gittiğimizde yoktu). İyi ki de yok, bir parça huzur arıyorsanız işte huzur orada. Gölde balık avlanabilir, yürüyüş, piknik yapılabilir ve doğanın ta&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/cubukgolu.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;dına bakılabilir. (Haziran’06) &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKC44frnI/AAAAAAAAAI8/xKSkHd_UJx0/s1600-h/cubukgolu.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006887930474507890" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwKC44frnI/AAAAAAAAAI8/xKSkHd_UJx0/s320/cubukgolu.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8806262444859236690?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8806262444859236690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8806262444859236690&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8806262444859236690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8806262444859236690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/doann-tadna-bakmakubuk-gl.html' title='Doğanın Tadına Bakmak...Çubuk Gölü'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwJ4Y4frlI/AAAAAAAAAIs/gbvvX1OCh_I/s72-c/sunnetgol.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8517879775035659504</id><published>2006-10-13T08:43:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:21:55.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Saraybosna Yaşam Tüneli...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Saraybosna-tuneli4.0.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;1992-95 yılları arasında Avrupa’nın ortasında 3,5 yıl kadar süren bir savaş vardı. Aşırı Sırp milliyetçiliğinin yayılmacı politikasının dış &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Saraybosna-tuneli1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;kuvvetlerce körüklenmesiyle başlay&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwH644frkI/AAAAAAAAAIY/CwsTn8tqHAE/s1600-h/tunel.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006885594012298818" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwH644frkI/AAAAAAAAAIY/CwsTn8tqHAE/s320/tunel.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;an savaşta, Sırp güçleri Saraybosna’yı kuşatmıştı. Birleşmiş Milletler, insani yardım yapabilmesi için havaal&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Saraybosna-tuneli4.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;anı bölgesinin kuşatma dışı tutulmasını istemişti. Ve bu alan dışında sürekli olarak bomba ve mermi yağmuru altında bir şehir vardı. Ama Boşnakların askeri malzeme ve gıda temin edebilmeleri için bu alanı kullanmaları gerekiyordu ve bir sürü insan bu yolda ölmüştü. Bu nedenle havaalanı bölgesine giden bir tünel yapma fikri ortaya atıldı. Bir ailenin evinin bodrumundan ve havaalanı tarafından karşılıklı kazmaya başladılar. 4 ay sonra yaklaşık 800 metrelik bir yaşam tü&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwHxI4frjI/AAAAAAAAAIQ/TBscDHEF3Fg/s1600-h/saraybosna.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006885426508574258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwHxI4frjI/AAAAAAAAAIQ/TBscDHEF3Fg/s320/saraybosna.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;neli açmayı başardılar ve tünel sayesinde mermi altında kalmadan ihtiyaç malzemelerini ve yaralıları taşıdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sav&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Saraybosna-tuneli2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;aş sonrası günümüzde bu tünel, evin sahipleri tarafından müze haline getirilmiş. İşte biz bu müzeyi gördük. O zaman kullanılan malzemelerin sergilendiği, fotoğrafların yer aldığı bir oda var. Ve tünelin yapımını anlatan bir video görüntüsü izleme şansı. Ve tabi anı defteri. Defterde birçok Türkçe yazı da gördük. Çeşitli dillerde (Türkçe de var) hazırlanmış tünelin öyküsünü anlatan broşürler, posterler vb. de satıyorlar. Ama ticaret amaçlı görünmüyor bu hiç, daha çok bilgilendirme.. Birşey aldın mı, parasını verdin mi kimse ilgilenmiyor, onlar yaşadıklarını anlatmak istiyorlar sadece. 800 metrelik tünelin güvenlik nedeniyle 5-10 metrelik bir bölümü açık. Müze evin üzerinde birçok mermi izi var, özellikle restore edilmiyor sanırım. Müze ev, Saraybosna havaalanı karşısında.. ulaşması biraz zor, hiçbir yönlendirme tabelası yok, taksiler bile zor buluyormuş. Biz Ilıca tramvay istasyonundan yürüyerek ve herkese sorarak bulduk. Yolunuz bu hüzünlü şehire düşerse, mutlaka görmek gerek. (Ağustos'06)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8517879775035659504?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8517879775035659504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8517879775035659504&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8517879775035659504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8517879775035659504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/saraybosna-yaam-tneli.html' title='Saraybosna Yaşam Tüneli...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwH644frkI/AAAAAAAAAIY/CwsTn8tqHAE/s72-c/tunel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-559529730844975876</id><published>2006-10-11T13:59:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:24:13.564+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Roma’dan İki Güzellik..</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Colosseum çevresinde, eski günleri canlandırarak turistlerle fotoğraf çektirip bahşiş &lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwFMY4frfI/AAAAAAAAAHk/153-KpOp79A/s1600-h/colosseo1.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006882596125126130" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwFMY4frfI/AAAAAAAAAHk/153-KpOp79A/s320/colosseo1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;almaya çalışan Roma imparatoru ve Roma askerleri d&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwGho4frhI/AAAAAAAAAH0/jEzwOpLpnXI/s1600-h/colosseo2.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006884060708974098" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwGho4frhI/AAAAAAAAAH0/jEzwOpLpnXI/s320/colosseo2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;olaşıyorlar. Aklıma Gladyatör filmi geliyor, içerden “Maximus, Maximus” sesleri geliyor sanki. Oysa şimdi koskoca arena, kala&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Colosseo.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;balık Roma şehrinin ortasında kalmış, hemen yanı başından vızır vızır arabalar geçiyor. Ve Roma İmparatoru trafik ışıklarından karşıya geçip, marketten bir sigara alıp çıkıyor. Arena, özellikle gece ışıklandırmalarıyla çok güzel oluyormuş -ben gündüz gördüm-, yine çok güzeldi. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Trevicesme.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwFRo4frgI/AAAAAAAAAHs/AKJyiTLljDQ/s1600-h/trevi.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006882686319439362" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwFRo4frgI/AAAAAAAAAHs/AKJyiTLljDQ/s320/trevi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style&gt;Trevi Çeşmesi (Aşk Çeşmesi), “Fontana di Trevi” tabelalarını takip ederek yürürken evlerin arasında birdenbire tüm heybetiyle karşınıza çıkıverir. Apartmanların arasında sıkışıp kalmış, meydan havasını kaybetmiş olsa da, yine de çok hoş. Bütün turistler orada, herkes suya bozuk para atıyor, Roma’ya tekrar gelebilmeyi dileyerek. Çeşme'ye arkalarını dönüp parayı başlarının üzerinden havuza fırlatıyorlar. Fotoğraf çekmek için insansız bir kare bulmak çok zor. 1760’lı yıllarda yapılan bu çeşme, Roma’daki yüzlerce çeşmeden en ünlüsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwFRo4frgI/AAAAAAAAAHs/AKJyiTLljDQ/s1600-h/trevi.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-559529730844975876?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/559529730844975876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=559529730844975876&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/559529730844975876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/559529730844975876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/romadan-iki-gzellik.html' title='Roma’dan İki Güzellik..'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwFMY4frfI/AAAAAAAAAHk/153-KpOp79A/s72-c/colosseo1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3878845471117108101</id><published>2006-10-09T14:22:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:26:33.929+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Mostar...hüzünlü ama sevimli şehir</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Mostar deyince hep aklıma Mostar Köprüsü gelirdi. 1557’de Osmanlı Devleti tarafından &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Mostar02.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;yaptırılmış ve şehrin sembolü olmuştu. 1992’ye kadar. Sonra yabancı devletlerin kışkırtmasıyla halklar mozaiği olarak hep beraber yaşayan Sırplar, Boşnaklar ve Hırvatlar Avrupa’nın ortasında ve yaklaşık 4 sene boyunca &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwEH44frdI/AAAAAAAAAHI/gcm7-DNR_BA/s1600-h/Mostar3.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006881419304086994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwEH44frdI/AAAAAAAAAHI/gcm7-DNR_BA/s320/Mostar3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;(1992-95) savaşmışlardı. Önce Sırpların sonra da Hırvatların Bosna’ya saldırdığı, binlerce insanı öldürdüğü yıllarda yıkılmıştı köprü de, tüm şehir gibi.. Bu savaş sırasında Bosna’da taş üstünde taş kalmamıştı. Unesco’nun önderliğinde ülkemizin de aralarında bulunduğu ülkelerin desteğiyle tekrar yapıldı ve 2004 yılında açıldı köprü. Yemyeşil ve buz gibi sularıyla akıp giden muhteşem Neretva’nın üzerinde... Köprü’nün ucundan suya uzaklık 25 metre ve insanlar yüzyılların geleneğini sürdürerek köprünün &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Mostar04.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;üzerinden Neretva’ya atlıyorlar hala.. bunun için Mostari adında bir kulüp de kurmuşlar. Şehirdeki gençlerin aşklarını göstermek için köprüden suya atladıkları da söyleniyo&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwEfI4freI/AAAAAAAAAHQ/KaWOdh8vAD4/s1600-h/Mostar2.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006881818736045538" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwEfI4freI/AAAAAAAAAHQ/KaWOdh8vAD4/s320/Mostar2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;r. Köprünün her iki yanında Neretva’ya bakan çok güzel restoranlar, kafeler var şimdi. Orada otururken iki kişinin gösteri amaçlı suya atladığını gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mostar’da bir fotoğraf sergisi var. Savaş yıllarından Mostar fotoğrafları var orada.. Öyle hüzünlü bir yer ki orası.. Sonra dışarı çıkıp sevimli mi sevimli Mostar’a bakıp savaşın saçmalığını bir kez daha üstelik gözlerinizle görerek anlıyorsunuz. Bir hatıra defteri var.. insanların duygularını yazmaları için... böyle savaşlar bir daha yaşanmasın dilekleriyle dolu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin büyük çoğunluğu restore edilmiş ama hala bomba, mermi izleriyle dolu. Belki de bilerek öyle bırakıyorlar, savaş unutulmasın diye..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwECo4frcI/AAAAAAAAAHA/e74WIFyDPok/s1600-h/Mostar.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006881329109773762" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwECo4frcI/AAAAAAAAAHA/e74WIFyDPok/s320/Mostar.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;Çoğunluğu müslüman olan Mostar şehrinde bu denge savaştan sonra (ölen müslümanlardan dolayı) biraz bozulmuş. Hatta her yerinde cami minareleri olan şehirde dağın tepesine kocaman bir de hac dikmişler. Şehrin içinde her yerde mezarlıklar var ve mezar taşları, ölü&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Mostar01.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;m tarihi olarak hep 1992-95 yıllarını gösteriyor ve şimdi savaşanlar yan yana yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca Osmanlı idaresinde kalmış Mostar’da Türk eserlerini görmek hala mümkün. Camiler ve evler.. ve birçok Türkçe sözcük.. Müze haline getirilmiş Türk Evleri 1 Euro’ya gezilebiliyor (hatta Müsli Begoviç evinde İngilizce rehberlik bile yapılıyor, Anadolu’da bir evi dolaştığınız izlenimi veren, çok güzel korunmuş bir ev). (Temmuz’06)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3878845471117108101?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3878845471117108101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3878845471117108101&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3878845471117108101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3878845471117108101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/mostar.html' title='Mostar...hüzünlü ama sevimli şehir'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwEH44frdI/AAAAAAAAAHI/gcm7-DNR_BA/s72-c/Mostar3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-6778331213724575585</id><published>2006-10-09T13:23:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:29:09.830+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Vatikan... Bir Şehir İçinde Bir Ülke</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwDlI4frbI/AAAAAAAAAG0/OLVrWVHlqU8/s1600-h/vatikan.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006880822303632818" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwDlI4frbI/AAAAAAAAAG0/OLVrWVHlqU8/s320/vatikan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;Katolik dininin merkezi kabul edilen Vatikan, Roma şehri içinde 44.000 m²lik, yaklaşık 750 nüfuslu, devlet başkanının Papa olduğu bir ülke. Yüksek duvarlarla çevrili Vatikan’ın ön g&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/St.Pietro.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;irişi, St.Pietro Bazilikası’nın bahçesi. Daire şeklindeki çok büyük bahçenin içinde simetrik iki çeşme var. Çevresinde ise sütunlar ve üzerlerinde azizlerin heykelleri var. Bazilika’nın en tepesine çıkıp şehre bir de tepeden bakmak için asansörlü (7 Euro) ve asansörsüz (3 Euro) iki seçenek var. Hangisini seçerseniz seçin son (ve en dar) 350 basamağı yürümek zorundasınız. Buna değer mi derseniz, Tiber Nehri’ni, Melekler Köprüsü’nü ve Vatikan’ın tümünü ve tabi Roma’yı görebileceğiniz bu yüksekliğe çıkmaya kesinlikle değer..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatikan, Türk vatandaşlarına vize istemiyor, tabi Roma’dan geçmeden Vatikan’a girmeyi başarabilenlere, helikopterle olabilir belki:-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa’nın koruyucuları olan “İsviçre Muhafızları” turuncu-lacivert çizgili kostümleriyle görev başındalar. Oraya kadar gidip Vatikan Müzelerini görmemek olmaz (12 Euro), özellikle de olağanüstü fresklerle süslü duvar ve tavanları olan Sistina Şapeli’ni. (Ocak'06)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-6778331213724575585?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/6778331213724575585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=6778331213724575585&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6778331213724575585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/6778331213724575585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/vatikan.html' title='Vatikan... Bir Şehir İçinde Bir Ülke'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwDlI4frbI/AAAAAAAAAG0/OLVrWVHlqU8/s72-c/vatikan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3677255074090764251</id><published>2006-10-09T13:19:00.002+02:00</published><updated>2008-05-24T15:36:35.006+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Otobüsle Yolculuk Öyküsü</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Hırvatistan, bir Avrupa ülkesi, yakında AB’ye de girecek. Bu ülkede iki önemli ve büyük şehir arasında (Split-Dubrovnik) otobüsle yolculuk yapıyoruz. 5 saatlik yol boyunca Temmuz sıcağında oldukça rahatsız, eski ve sıcak otobüste bir yudum su bile vermediler. Mola yeri de bir bakkalın önüydü. Hizmet sektörünün bu kadar geri olmasına şaşırmıştık ve Türkiye’de en dandik otobüs firmasında bile böyle bir şey olamaz diye düşünmüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan dönüşü 2 gün sonra uçakla Trabzon’a gittik. Oradan Gümüşhane’ye gidecektik. Otogarda dolaşırken 17 kişilik midibüsleri gördük, 20 dakika sonra kalkıyor, biletinizi alın dediler. Biletimizi aldık, numaralı koltuğumuza oturduk. Araca binince ağzımız açık kaldı. Klimalı, TV’li, yolcu yastıklı, tertemiz araçta, çay/kahve makinesi ve muavin vardı. 2 saatlik yol boyunca sıcak-soğuk içeceklerimizi yudumlayarak vaktin nasıl geçtiğini anlamadan vardık Gümüşhane’ye. Ve canım Türkiye’m dedik, işte hizmet budur. Bu kadar kısa bir yolculukta böyle bir hizmet! Üstelik bu yolculuk için sadece 6 YTL ödedik (Gümüşvadi Turizm'e ve bu farklı hizmette emeği geçenlere teşekkürler). (Ağustos 2006)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3677255074090764251?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3677255074090764251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3677255074090764251&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3677255074090764251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3677255074090764251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/otobsle-yolculuk-yks-hrvatistan-bir.html' title='Otobüsle Yolculuk Öyküsü'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-770865720712182339</id><published>2006-10-09T09:59:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:28:17.051+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Dubrovnik.. Adriyatik’in İncisi</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Otobüsle Split’ten Dubrovnik’e gidiyoruz. Adriyatik kıyıları boyunca muhteşem manzara&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCo44frYI/AAAAAAAAAGQ/damfiTUurQ4/s1600-h/Dubrovnik1.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006879787216514434" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="240" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCo44frYI/AAAAAAAAAGQ/damfiTUurQ4/s320/Dubrovnik1.jpg" width="320" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;lar eşliğinde yaklaşık 5 saatlik bir yol. Split ve Dubrovnik, Hırvatistan’ın en önemli şehirlerinden. Aynı ülkeye ait olmalarına rağmen aralarında Bosna-Hersek toprağı var. Pasaport kontrolden geçip Bosna-Hersek’e giriş (yaklaşık 25 km.) sonra tekrar Hırvatistan ve Dubrovnik’e varış.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/StariGrad.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style&gt;Bir dağ yamacına kurulmuş şehirde, Adriyatik Denizi'nin kıyısında yüksek surlarla çevrili bir kale var. Çok iyi korunmuş bu ortaçağ kentinde surların içinde yaşayan bir şehir var. Stari Grad (Eski şehir) diyorlar oraya. Kiliseleri, mermer oymalı çeşmeleri, manastırları, sarayları, kafeleri, restoranları, mağazalarıyla ve tabi turistleriyle yaşayan bir şehir. Geniş bir ana cadde var (Stradun). Ve sonra Stradun’a çıkan daracık &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Dubrovnik-ev.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;sokaklar, sanki Venedik sokakları. Taş evler, ko&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCxI4fraI/AAAAAAAAAGg/YM-eGYWd3rk/s1600-h/Dubrovnik3.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006879928950435234" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCxI4fraI/AAAAAAAAAGg/YM-eGYWd3rk/s320/Dubrovnik3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;yu yeşil panjurlu pencereleriyle öyle güzel duruyor ki. Kalenin dışında kalan bölge de öyle şirin ki, iki katlı taş evler, bahçelerinde çiçekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalenin çıkışında biraz ilerde bir plaj var. Tüm Adriyatik kıyıları gibi çakıl taşlı. Bir karış kumsal bulamazsınız (biz çok arad&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCso4frZI/AAAAAAAAAGY/x_7wNSjAKss/s1600-h/Dubrovnik2.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006879851641023890" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCso4frZI/AAAAAAAAAGY/x_7wNSjAKss/s320/Dubrovnik2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ık). İrili ufaklı taşlı tüm deniz kenarları. Bütün Avrupa’lı turistler burada. Canım ülkemde kilometrelerce kumdan plajlar görmüşüz, bize ters geliyor, batıyor taşlar. Çok sıcak ama denize gidesimiz yok, biz de Stari Grad’ta dolaşıp dondurma yiyoruz bol bol. Rengarenk, cezbedici dondurma dükkanlarına girmemek mümkün değil zaten. Adriyatik’in incisi diyorlar Duvrovnik’e.. Gerçekten öy&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/Dubrovnik.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;le... (Temmuz'o6)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-770865720712182339?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/770865720712182339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=770865720712182339&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/770865720712182339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/770865720712182339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/dubrovnik.html' title='Dubrovnik.. Adriyatik’in İncisi'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwCo44frYI/AAAAAAAAAGQ/damfiTUurQ4/s72-c/Dubrovnik1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-569464271999396121</id><published>2006-10-09T07:37:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:31:59.639+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Prag'ta Deniz*'li Yürüyüş...</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Bence bir şehri keşfetmenin en güzel yolu, elinde harita sokak sokak yürümektir. Prag'ta elimizde harita yoktu çünkü, rehberimiz Deniz vardı. Deniz, yıllardır Prag'ta yaşıyor ve çok iyi bir rehber. Prag Sarayı’ndan Mustek Meydanı’na kadar -geçtiğimiz her yeri anlatarak- saatlerce yürüdük. Zaten Prag yürünesi bir şehir, tüm sokaklarına girmek istiyor insan…Gotik ve barok binaları, her yerden görülen&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwAjI4frVI/AAAAAAAAAFs/LQ8BW4pk_GQ/s1600-h/st.vitus.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006877489409011026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwAjI4frVI/AAAAAAAAAFs/LQ8BW4pk_GQ/s320/st.vitus.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt; uzun kuleleriyle insanı büyülüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/st.vitus.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style&gt;Eski şehir meydanında, her saat başı astrolojik saatin önünde toplanıyor turistler. Çanların çalmasıyla saat kulesindeki iki pencere açılıyor ve İsa’nın 12 havarisi geçiyor pencerenin önünden. Ve tüm turistler yaklaşık 20 saniyelik bu anı görüntülemek için bekliyor. Astrolojik saatin iki yanında simgesel 4 karakter var. Biri ölümü simgeleyen (ipi çeken) iskelet idi ama diğerlerini tam olarak hatırlamıyorum, eksik bilgi vermemek için yazmıyorum (Hatırlayan varsa, yorumlara yazabilir mi?). (Ek: Araştır&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwApo4frWI/AAAAAAAAAF0/y3t9kSKjBPU/s1600-h/saatkulesi.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006877601078160738" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwApo4frWI/AAAAAAAAAF0/y3t9kSKjBPU/s320/saatkulesi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;dım, öğrendim: "Prag'ta Saat Kulesi'nin Hüzünlü Öyküsü isimli yazıma bakabilirsiniz). Bu arada Saat kulesine mutlaka çıkılmalı, manzara çok güzel..&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/saatkulesi.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vltava nehrinin üzerindeki köprülerden biri Charles Köprüsü. Köprü, sağlı sollu heykeller, turistler, hediyelik eşya satanlar, resim ve de müzik yapanlarla dolu. "Bridge B&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwAwo4frXI/AAAAAAAAAF8/2RFMklBJ898/s1600-h/brigdeband.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006877721337245042" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwAwo4frXI/AAAAAAAAAF8/2RFMklBJ898/s320/brigdeband.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;and" çok güzel çalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Hikmet 56-58 yılları arasında Prag’ta yaşamış, güneşli bir güne ve memlekete hasret…Slavia Kafe’de oturmuş, Vltava’ya bakmış, martılara ekmek atmış, İstanbul’u özlemiş ve şiirler yazmış.. Nazım Hikmet'in bu halini gören Prag'lı bir ressam onun hüznünden çok etkilenmiş ve şairin bir resmini yapmış. O resim şimdi "Kavarna Slavia"nın duvarlarını süslüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/charlesbridge.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style&gt;Şair, memleketten uzak,&lt;br /&gt;hasretlerle delik deşik,&lt;br /&gt;Eski kentte duruyordu,&lt;br /&gt;meydanlıkta, yapayalnız.&lt;br /&gt;Gotik bir duvar üstünde&lt;br /&gt;Hanuş Ustanın saati&lt;br /&gt;on ikiyi vuruyordu.&lt;br /&gt;Güneşli bir güne özlem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prag’ta çok güzel bira içiliyor. Bizim Efes gibi değil, su niyetine içilebilir ama en güzeli Becherovka içmek.. Bitkisel aromalı, Çek’e özel çok güzel bir likör. Shut bardağına koyup bir dikişte içmesi çok güzel.. Prag’a giderseniz mutlaka deneyin, gelirken bana da bir şişe getirin:-)) (Nisan'06)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZGWol7G0NI/AAAAAAAAALI/iBJaQwtJ7Nc/s1600-h/deniz.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5012953484359028946" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RZGWol7G0NI/AAAAAAAAALI/iBJaQwtJ7Nc/s320/deniz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;*Prag'ta bir rehbere ihtiyaç duyarsanız Deniz'i -üstüne rehber tanımam- arayabilirsiniz. Eminim yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Deniz Bilal: 00420 774 377 789&lt;br /&gt;E-posta: &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:deniz.bilal@hotmail.com"&gt;&lt;a href="mailto:deniz.bilal@hotmail.com"&gt;&lt;span style&gt;deniz.bilal@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-569464271999396121?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/569464271999396121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=569464271999396121&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/569464271999396121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/569464271999396121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/pragta-yry.html' title='Prag&apos;ta Deniz*&apos;li Yürüyüş...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXwAjI4frVI/AAAAAAAAAFs/LQ8BW4pk_GQ/s72-c/st.vitus.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-3396673831758862116</id><published>2006-10-06T08:41:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:33:36.057+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Pompei... Lavlar Şehri...</title><content type='html'>&lt;span style&gt;İtalya’da en çok merak ettiğim yerlerden biriydi. Roma’dan trenle Napoli’ye oradan da aktarma yaparak Pompei’ye ulaştık. Önceden okuduklarıma göre Roma İmp&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_ro4frSI/AAAAAAAAAFI/tuKAHI6t6jk/s1600-h/pompei1.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006876535926271266" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_ro4frSI/AAAAAAAAAFI/tuKAHI6t6jk/s320/pompei1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;aratorluğu’nda medeniyetin, zenginliğin en çok olduğu, zevk ve sefa içinde aristokratlar ve kölelerin yaşadığı bir yerdi Pompei. İslam kaynaklarına göre her şeyde aşırıya giden bir kavim oldukları için helaka uğramışlardı. MS. 79 yılında çok sıcak bir ağustos günü yakındaki Vezüv yanardağı patlamış ve lavlar Pompei ve civardaki 5 şehri haritadan silmişti. Ama asıl ilginç olan lavlar ve taşlar şehrin üstüne yağarken insanların o anda ne yapıyorlarsa o halde donup kalmalar&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_xo4frTI/AAAAAAAAAFQ/cGsqVvdHNAk/s1600-h/pompei2.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006876639005486386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_xo4frTI/AAAAAAAAAFQ/cGsqVvdHNAk/s320/pompei2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ıydı. Üzerlerine dökülen lavların sertleşmesiyle hepsi taş(!) olmuştu. Yemek yerken, uyurken, alışveriş yaparken, sırtlarında altın çuvalları kaçarken, aklınıza ne geliyorsa… &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/pompei02.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style&gt;Bu olaydan yaklaşık 17 asır sonra yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmaya başlayan şehrin kalıntılarını görmek gerçekten çok ilginç. O kadar büyük bir şehir ki, saatlerce elimizde harita gezmemize rağmen her yerini göremedik. Sokaklar, evler, yaşam tarzı o zamanki medeniyeti yansıtıyor ve kendinizi MS.70’lerde oradaymış gibi hissediyorsunuz. Ve sonra aşağıdaki resimle karşılaşıyorsunuz… &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_3Y4frUI/AAAAAAAAAFY/QFM65sgj09A/s1600-h/pompei3.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006876737789734210" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_3Y4frUI/AAAAAAAAAFY/QFM65sgj09A/s320/pompei3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alana giriş sanırım 10 Euro idi. Ama gerçekten görmeye değer.. (Ocak’2006)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-3396673831758862116?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/3396673831758862116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=3396673831758862116&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3396673831758862116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/3396673831758862116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/pompei.html' title='Pompei... Lavlar Şehri...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv_ro4frSI/AAAAAAAAAFI/tuKAHI6t6jk/s72-c/pompei1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-1581396446611186722</id><published>2006-10-05T08:58:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:34:44.150+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Babadağ'dan Belcekız'a Süzülmek... Martı Gibi...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;Yıllar önce bir arkadaşım yapmıştı. Anlattıklarını dinlerken mutlaka ben de yapmalıyım &lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/DSCI0047.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;demiştim. Mutlaka uçmalıyım ben de.. Temmuz 2005'te Akdeniz-Ege turu yaparken normal olarak yolumuz Fethiye'den de geçti tabi. Rehberimiz sormuştu: "Yamaç paraşütü yapmak isteyen var mı?" Bir otobüs dolusu insandan üç bayan atlamıştık hemen. Sabahleyin çok erken saatte otelimizden bizi almaya geleceklerini söylediler. Neden bilmem biz jeep gibi bir araç beklerken bir kamyonet geldi. Son derece pis. Toz içinde.. mecbur bindik ve gidiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv-TI4frQI/AAAAAAAAAEw/32u6I4XnWp0/s1600-h/babadag.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006875015507848450" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv-TI4frQI/AAAAAAAAAEw/32u6I4XnWp0/s320/babadag.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;Anlaştığımız firmanın önüne geldik, pilotlar da bindiler, kamyonetin içine, üstüne neresi boşsa.. Ve tırmanışa geçtik. Yaklaşık 45 dakika toprak ve virajlı bir yoldan kamyonetin içinde sallana sallana Babadağ boyunca tırmandık. Dağın tepesine vardığımızda kamyonetten indik. Baştan aşağı kum rengindeydik. Pilotlarla eşleştirme yaptılar. Pilotum bana özel tulumu giydirdi. Birbirimize bağlandık. Ben önde dur&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv-XI4frRI/AAAAAAAAAE4/Vte560eN-ZA/s1600-h/oludeniz.JPG"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006875084227325202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv-XI4frRI/AAAAAAAAAE4/Vte560eN-ZA/s320/oludeniz.JPG" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;uyorum. Uçuruma doğru hızla koşmamı söyledi. Boşluğa doğru koşmaya başladım, bir iki adım sonra paraşüt rüzgarın etkisiyle havalandı ve koşarken ayaklarım yerde&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/DSCI0059.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;n kesildi. İşte bu an, mükemmel bir andı... Paraşüt yükselmeye başladı ve işte uçuyorum.. Derin bir sessizlik.. yaklaşık 1900 metreden aşağıya bakıyorum. Hiç korkmadım çünkü mükemmel bir duyguydu, havada süzülmek.. martı gibi... denize bakıyorum, Ölüdeniz'e.. Nasıl da güzel görünüyor buradan.. Arkamda Babadağ, önümde sonsuz Akdeniz... Yavaş yavaş görüntüler netleşmeye başlıyor. Kelebekler Vadisi görünüyor sol tarafımda.. Mükemmel bir manzara eşliğinde yaklaşık 30 dakika kadar havada süzülüp sonra Belcekız Plajı'na hafif bir iniş yapıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;Hala uçmadıysanız mutlaka uçun ve yanınıza fotoğraf makinesi, kamera almayı unutmayın. (Aslında ücretini öderseniz pilot da sizin için bir çekim yapıyor kamerayla)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-1581396446611186722?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/1581396446611186722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=1581396446611186722&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1581396446611186722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/1581396446611186722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/babadadan-belcekza-szlmek.html' title='Babadağ&apos;dan Belcekız&apos;a Süzülmek... Martı Gibi...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv-TI4frQI/AAAAAAAAAEw/32u6I4XnWp0/s72-c/babadag.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-2328926397763575107</id><published>2006-10-04T11:02:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:36:10.641+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Türkbalon'dan Şehr-i İstanbul</title><content type='html'>&lt;span style&gt;TURKAP Turizm Reklam Kaptanlık ve Havacılık Hizmetleri tarafından gerçekleştirilen yatırımla Türkiye'ye getirildiğini internetten öğrendiğim &lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Türkbalon&lt;/span&gt;, sanırım 2003 yılında Kadıköy'de uçmaya başlamıştı. Mükemmel İstanb&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv97I4frPI/AAAAAAAAAEY/jlJxTtWkoD4/s1600-h/turkbalon.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006874603190988018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv97I4frPI/AAAAAAAAAEY/jlJxTtWkoD4/s320/turkbalon.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ul manzarası seyretmek isteyenler için çok güzeldi. Yaklaşık 200 m. yüksekliğe çıkıyor bir süre duruyor ve yavaş yavaş i&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv9l44frMI/AAAAAAAAAEA/Q_cv1MaEJwI/s1600-h/turkbalon1.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006874238118767810" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv9l44frMI/AAAAAAAAAEA/Q_cv1MaEJwI/s320/turkbalon1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;niyordu. Bu sürede İstanbul'u yüksekten ve 360 derece olarak seyretmek gerçekten çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık iki yıl kadar Kadıköy sahilinde kalan Türkbalon, Ağustos 2005'te dengeyi sağlayan çelik halatlarından iki tanesinin rüzgarın etkisiyle kopmasıyla dakikalarca havada sallanmıştı. Korku dolu anlar yaşatan balon, neyse ki daha tehlikeli bir durum olmadan yere inmişti. Sanırım bu olaydan sonra da uçmayı bıraktı. Yurtdışına bakıma gitti. Bakımdan sonra da Kapadokya'ya götürülmüş. Kadıköy sahilinde artık balon yok ama bakmak isteyenler için işte b&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv9sY4frNI/AAAAAAAAAEI/5vfVibv_g8o/s1600-h/turkbalon2.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006874349787917522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv9sY4frNI/AAAAAAAAAEI/5vfVibv_g8o/s320/turkbalon2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;enim çektiğim fotoğraflar.. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv9044frOI/AAAAAAAAAEQ/xbP5sYek2FI/s1600-h/turkbalon3.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006874495816805602" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv9044frOI/AAAAAAAAAEQ/xbP5sYek2FI/s320/turkbalon3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/balon008.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/istanbul%20013.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/balon008.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-2328926397763575107?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/2328926397763575107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=2328926397763575107&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/2328926397763575107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/2328926397763575107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/trkbalondan-ehr-i-istanbul-turkap.html' title='Türkbalon&apos;dan Şehr-i İstanbul'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv97I4frPI/AAAAAAAAAEY/jlJxTtWkoD4/s72-c/turkbalon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-903071979134663291</id><published>2006-10-04T10:11:00.001+02:00</published><updated>2008-05-25T22:37:38.289+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Erzincan'ın Kemaliye (Eğin) İlçesi</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Dağların arasında vadide kurulu bir ilçe Eğin. Erzincan’a bağlı. Atatürk’e ithafen ismi Kemaliye olmuş sonradan. Keban baraj gölünün suları geçiyor içinden. Karşı taraf sarp dağ&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8pI4frJI/AAAAAAAAADc/x7maLG7diCM/s1600-h/kemaliye1.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006873194441714834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8pI4frJI/AAAAAAAAADc/x7maLG7diCM/s320/kemaliye1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;lar... Vadinin bir kıyısından karşı dağlara bakıp akşamları dağ keçilerinin dik kayalıklarda zıp zıp gezmesini, su kenarına inmesini izleyebiliyorsunuz. Dağların arasında kaldığından ulaşımı hep zor olmuş. 130 senelik rüyaları, dağların içinden yol geçip civar köylere ulaşabilme umutları nihayet gerçek olmuş. 8 km. uzunluğunda bir yol açmışlar dağların içinden, tüm Kemaliye halkı. Taşyol diyorlar oraya.. O Taşyol’dan dağların içinden geçerek Sivas-Divriği’ne ulaş&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8uI4frKI/AAAAAAAAADk/hvQGpe6Zrxk/s1600-h/tasyol.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006873280341060770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8uI4frKI/AAAAAAAAADk/hvQGpe6Zrxk/s320/tasyol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;ılıyor kısa yoldan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/tasyol11.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Geçilen yollarda pencereler de açmışlar, ışık gelsin diye. Ve o pencerelerden 400-500 m. yüksekliğindeki kanyonlar izleniyor. Kemaliye’ye bağlı çok güzel köyler var, bir tanesi çok ilginç. Kültür merkezi var, etnografya müzesi var. Sürekli etkinlikler düzenliyorlar. Alevi, Sünni ne olursa olsun gül gibi geçiniyorlar. Bir de Apçağa Köyü var. Tipik Kemaliye evleri olan. Yani birinci katları taştan, üstü ahşap ve balk&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8yo4frLI/AAAAAAAAADs/XZ_JXzhFK04/s1600-h/apcaaga.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006873357650472114" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8yo4frLI/AAAAAAAAADs/XZ_JXzhFK04/s320/apcaaga.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;onlu evler. Ve o meşhur şiir: “Orda bir köy var uzakta” da bahsedilen köy.. O ahşap kapıların üstünd&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/apcaaga11.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;e de bayanların ve erkeklerin çalması için iki ayrı tokmak var. Tok ses (erkekler için) ve ince (bayanlar için) ses çıkaran…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-903071979134663291?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/903071979134663291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=903071979134663291&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/903071979134663291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/903071979134663291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/dalarn-arasnda-vadide-kurulu-bir-ile_2887.html' title='Erzincan&apos;ın Kemaliye (Eğin) İlçesi'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8pI4frJI/AAAAAAAAADc/x7maLG7diCM/s72-c/kemaliye1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-7188928714450692511</id><published>2006-10-04T10:10:00.002+02:00</published><updated>2008-05-25T22:38:30.298+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Sivas - Divriği Ulu Cami</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8Wo4frII/AAAAAAAAADQ/zRgrRsMV4_4/s1600-h/ulucami.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006872876614134914" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8Wo4frII/AAAAAAAAADQ/zRgrRsMV4_4/s320/ulucami.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/ulucami25.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Taşyol’dan geçip Divriği’ne ulaşınca muhteşem bir mimari eserle karşılaşılıyor. Ulucami, 1200’lü yıllarda yapılmış bir cami ve yanında şifahanesi var. Tüm dinlerden herkese açık bir hastane. (imiş) Kapısındaki işlemelerde tüm dinlerin sembolleri var. Cami ibadete açık. Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Taş işlemeler muhteşem…Divriği’den Kemaliye’ye dönerken kanyonların arasında botla kürek çektik üç saat.. kürek çekmekten fotoğraf çekemedim. Yaz mevsimi olduğu için su akar değildi de, rafting yaparken boğuldu durumuna düşmedik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-7188928714450692511?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/7188928714450692511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=7188928714450692511&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7188928714450692511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/7188928714450692511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/tayoldan-geip-divriine-ulanca-muhteem_04.html' title='Sivas - Divriği Ulu Cami'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv8Wo4frII/AAAAAAAAADQ/zRgrRsMV4_4/s72-c/ulucami.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-4622742318575224643</id><published>2006-10-04T10:05:00.002+02:00</published><updated>2008-05-25T22:39:21.717+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Köprü...</title><content type='html'>&lt;span style&gt;Kemaliye’ye ulaşan yollardan biri virajlı ve dik, insanın ağzını burnuna&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv7JI4frGI/AAAAAAAAAC4/BvsrkFzweVY/s1600-h/kemaliye.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006871545174273122" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv7JI4frGI/AAAAAAAAAC4/BvsrkFzweVY/s320/kemaliye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt; getiren cinsten. Ve fotoğrafta görülen iki vadiyi birleştirmek için köprü yapılması isteniyormuş. Vali Recep Yazıcıoğlu bunun için çok uğraşmış, devlet vatandaş işbirliğiyle bir köprü yapılmış. Ayş&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv6B44frFI/AAAAAAAAACo/NAd9PaCVefo/s1600-h/kopru.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;e Kulin’in “Köprü” romanın&lt;/span&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/gezi%20046.0.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;da anlatılan köprü işte bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv7Oo4frHI/AAAAAAAAADA/f31hyKG5NFU/s1600-h/kopru.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006871639663553650" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv7Oo4frHI/AAAAAAAAADA/f31hyKG5NFU/s320/kopru.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-4622742318575224643?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/4622742318575224643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=4622742318575224643&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4622742318575224643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/4622742318575224643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/kemaliyeye-ulaan-yollardan-biri-virajl_04.html' title='Köprü...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv7JI4frGI/AAAAAAAAAC4/BvsrkFzweVY/s72-c/kemaliye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35435521.post-8287085944877772377</id><published>2006-10-04T10:04:00.002+02:00</published><updated>2008-05-25T22:41:42.218+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Yazılarım'/><title type='text'>Nemrut...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5121/4325/1600/nemrut9.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt;Kemaliye’den sonra Elazığ-Harput yolları.. Harput Kalesinden şehre bakış, Hazer Gölü’ne. Ve gündoğumunu izlemek üzere Nemrut yolculuğu. Tüm gece yol alıp, sabaha karşı 03:30 civarı Nemrut’a tırmanma, 2150 mt. yükseklikte, sabahın kör saatlerinde yüzlerce insan gündoğumunu bekliyor, battaniyelere sarılmış olarak. Güneş ortalığı aydınlatsa da dağların arkasından 05:20 civarı gösteriyor yüzünü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv5YI4frDI/AAAAAAAAACU/Bp2HCki5tds/s1600-h/nemrut.jpg"&gt;&lt;span style&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5006869603849055282" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv5YI4frDI/AAAAAAAAACU/Bp2HCki5tds/s320/nemrut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style&gt; &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style&gt;Sonra herkes 2000 yıl önce yapılmış dağın tepesindeki heykellere dönüyor, fotoğraf çektirmeye.. Kommagene Kralı’nın ölümsüzlük isteğine. Kendisinin ve tanrıların heykellerini yaptırıyor 9-10 mt. yükseklikte. Doğu ve batı sentezi isteyen Antiochos’un yaptırdığı suni bir tepenin doğu ve batı tarafına yaptırdığı muhteşem heykeller. Tahtlarına oturmuş tanrılar.. Ne yazık ki sağlam değiller, başları kopmuş ve önlerine düşmüş. Yine de muhteşem...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35435521-8287085944877772377?l=gezici.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezici.blogspot.com/feeds/8287085944877772377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35435521&amp;postID=8287085944877772377&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8287085944877772377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35435521/posts/default/8287085944877772377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezici.blogspot.com/2006/10/kemaliyeden-sonra-elaz-harput-yollar.html' title='Nemrut...'/><author><name>derya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02811392452407930117</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KPeDuhVGtiY/RXv5YI4frDI/AAAAAAAAACU/Bp2HCki5tds/s72-c/nemrut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
